ManşetRöportaj

Denizlerin 45 yıllık reisi Necla Yazıcı: “Deniz özgürlüktür”

Sarıyer Gazetesi WhatsApp haber hattı!

SARİYERGAZETESİ.COM – RUKİYE AY – ÖZEL RÖPORTAJ

5 yaşından bu yana baba mesleği olan balıkçılığa duyduğu büyük aşkı hayatının bir parçası haline getiren doğma büyüme Rumelikavağı sakini olan Necla Yazıcı, Sarıyer Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Cesaretiyle herkesi şaşırtan ve kendisine hayran bırakan denizlerin 45 yıllık Necla Reis’i, “Deniz özgürlüktür, kadın olmak balıkçı ya da erkek işi gibi görünen meslekler için de asla bir engel değildir” dedi. Güneşli bir bahar gününde Rumelikavağı sahilinde bir araya gelerek oldukça keyifli bir röportaj gerçekleştirdiğimiz Necla Yazıcı “Kıble” isimli teknesiyle denizdeki anılarını geçmişten siyah beyaz ve şimdilerde renkli fotoğraflarıyla anlattı.

Rumelikavağı halkı sizi “Necla Reis” olarak tanıyor. Kendinizi anlatır mısınız?

1961 yılında doğdum ve doğma büyüme Rumelikavaklıyım. Sarıyer Lisesi Mezunu’yum. Babam da 1923 yılında burada doğmuş. 1980 yılında evlenip Almanya’ya gittim. 5 yıl orada yaşadıktan sonra tekrar geriye döndüm. Balıkçılığı da babamla birlikte 5 yaşından bu yana yaptım. Sadece 1980-1985 arası balıkçılığa Almanya’da ara verdim. Bu benim anne-baba mesleğim. Annem de babamla birlikte balığa çıkardı. Ben de o yıllarda teknede büyüdüm diyebilirim. Babamla birlikte hep kürekli kayıkla balığa çıkardık o yıllarda makineli tekneyle hiç gitmedik. 1980 senesine kadar balığa hep babamla gittim. 5 kardeşiz ama balıkçılık kardeşlerimden hiçbirinin ilgi alanı olmadı. Ben kendi başıma balıkçılık yaparak eşimin katkısı olmadan kızlarımın ikisini de okuttum. Kızlarımdan birisi İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat, diğeri de Uludağ Üniversitesi Uluslar arası İlişkiler okudu.

Balıkçılık mesleğini sürdüren cesur bir kadın olarak çevrenizde nasıl karşılanıyorsunuz?

Bu durumu herkes çok hoş karşılıyor. Rumelikavağı’nda beni sevmeyen yoktur. Herkes takdir eder. Küçük kızım da benim gibi balıkçılığa çok heveslidir. O da benimle balığa gelir. Büyük kızım balığı dahi tutamaz. Bakanların da katıldığı oldukça kalabalık bir toplantıda şöyle deyince hepsi gülmüştü; “Bizde balıkçılık babadan oğula değil anneden kıza ve sonra da onun kızına geçer.” Torunum Rüzgar da 3 yaşında olmasına rağmen yüzme öğrendi. Benim yanımdan bir an olsun ayrılmıyor. Sadece eşim denize gitmemi sevmez. Balık tutmaya yalnız gitmeyeyim diye teknenin akülerini söker ya da motorunu bozar. Ben tam denize açılacağım giderim limanda bir bakarım “Eyvah, yine sökmüş aküyü…” Sonra tabi çevredekiler gelip yardım ediyor ve ben yine denizdeyim… (gülüyor)

Babanızla birlikte balığa çıktığınız yılları ve sonrasını biraz anlatır mısınız?

O yılları hiç unutmuyorum. Siyah beyaz fotoğraflarda kalan anılarımızın hepsi hala capcanlıdır. Mesela Trakonya ve İsporkit balıkları olurdu. Bunlar insanı zehirler, elini vurur ve çok kötü ağrıtır. Babam bana onları elletmezdi. Sadece yardım ederdim. Babam balık tutardı, çocukluk aklı ya ben de balıkları canlı canlı tutup geriye denize atardım. 1985’te Almanya’dan dönünce kayınpederimin de kayığı vardı. Ortağıyla birlikte balığa çıkarlardı. Ortağı ölünce “Ben şimdi ne yapacağım, nasıl balığa gideceğim” diyerek komaya girdi. Ben de kendisine “Sizinle bir kere balığa geleyim” deyince kızdı ve ban “Yok olmaz çocuk oyuncağı mı bu, ne anlarsın sen” dedi. Sonra bir gün kayığın içerisine saklandım ve ancak denize açıldığında beni fark edebildi. O gün boyunca denizde birlikte çalıştık ve nihayetinde “Sen 10 adama bedelsin” dedi. Kayınpederim çok hırslı ve disiplinli bir adamdı. Balığa gitmek için gece saat 4’te bile beni uyandırırdı. Babamla balığa gittiğimiz saatler genellikle keyfi olurdu. Babam dört ya da beş atarken ama kayınpederim 15 tane atıyordu. Bana göre en zor iş ise ağları istiflemekti. Uzun saatler sürer ve kollarım çok ağrırdı. Bazen “nereden başladım bu işe” diye pişman bile olurdum.

Peki, balıkçılığı bırakmayı istediğiniz hiç oldu mu?

Hayır, aslında olmadı. Her ne kadar zorlukları olsa da ben balıkçılığı hep canı gönülden severek yaptım.

45 yıl balıkçılık yaptınız ve artık Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği’ne de üyesiniz. O günden sonra hayatınızda neler değişti?

Ben sessiz sedasız kendi halimde yıllardır balıkçılık yaparak çalışıyordum. Bana röportaj ve belgesel çekimiyle ilgili birçok teklifler de geliyordu. Eşim kooperatife üyeydi ama ben değildim. Keşke yıllardır olsaymışım. 2018 yılının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bana jest olsun diye Su Ürünleri Kooperatifi’ne üye yaptılar. O günden sonra hayatım değişti diyebilirim. Balıkçılarla olan toplantı ve çalıştaylarda beni çok güzel misafir ettiler. Gerçekleşen çalıştaylarda balıkçılar içerisinde kadın olduğum için benim fikirlerimi çok önemsediler. İstek ve taleplerimizi aktardığımızda benim söylediklerimin öne çıktığını gördüm. Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (SÜR-KOOP) bünyesindeki Kadın Balıkçı Komisyonu Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinden 18 kadın balıkçının katılımıyla kuruldu. Geleneksel kıyı balıkçılığının ve bu alana emek veren kadın balıkçıların sorunları ve çözüm önerileri görüşüldüğü birçok toplantıda yer aldım. Ondan sonra Sarıyer’de benim ismimi Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç duydu. Gelip benimle tanışarak sorun ve taleplerimi dinledi. Şükrü Genç bana “Delikanlı Reis’im” diyor. Cesaretle sürdürdüğüm mesleğime dair bana mektup yolladı. Bunu anı olarak saklıyorum.

Bugüne kadar denizde karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Eskiden internet bugünkü kadar gelişmiş değildi. Hava durumunu önceden öğrenemediğimiz için de denize bilmeden çıkıyorduk. Öyle birkaç kez havanın patladığı oldu. Bir anımı anlatayım… Komşu arkadaşımızın babası bir amca Rumelikavağı’nda büyük bir gırgır motoruyla tüm çocukları topladı Riva’ya yüzmeye götürdü. Ben de o zaman 9 yaşındaydım. Orada bizi beklerken rakı içmiş. Baya da bir sarhoş olmuş. Riva’dan Rumelikavağı’na geriye dönerken birden hava patladı. Ama nasıl anlatılmaz bir havaydı çok sert bir poyraz fırtınasıydı. Dalgalar gırgırın üzerinden atıyordu. Kadınlar panikten çığlık çığlığa… Adam kamaraya çıktı kapattı gırgırın motorunu “Hadi göbek atın ki gideyim” diyor ama tekne neredeyse batacak. Ben duramadım çıktım hemen yukarıya daha önce hayatımda hiç gırgır teknesi kullanmadım. Baktım orada bir kol ve bir de anahtar var. Kolu ileri ittim gitti. Geri çektim durdu böylece tabi hemen öğrenmiş oldum. Adamı dışarı attım kapıyı da kilitleyip kapattım. Riva’dan karşıya geçtim. Karşıya geçmeyi babamla balığa çıktığım yıllardan biliyordum. İşin enteresan tarafı Rumelikavağı’na doğru koskoca motor kıyıya doğru geliyor ama içerisinde hiç kimse görünmüyor. O zaman 9 yaşında çocuk olduğum için görünmüyorum. O gün Rumelikavağı’na geldiğimizde beni kahraman ilan ettiler. İskeleye yanaştım gırgır motorundan inen insanlar hayatları kurtuldu diye çığlık çığlığa ailelerine koştular. Ben mahsur kalan ne çok canlar da kurtardım. Cep telefonlarıyla haberleşmenin olmadığı yıllardı ve herkes geç saatlere kadar haber alamadıkları için meraktan iskelede bekliyorlardı. Artık günümüzde gelişen teknolojiyle internetten hava durumuna bakıyorum. Hava mesela düzgün ama esecek diye bildiğim için evin önünde bağlı dururken alır evvelinden limana getiririm. Beni gören erkekler “bu hava eser mi” diye dalga geçiyor. Baktılar ki ben teknemi hava durumu uyarılarına göre getirdikçe çıkıyor ondan sonra bana “Hava durumu Necla” demeye başladılar. Hatta bazen mazot almaya geliyorum “hava mı esecek niye geldin yine” diye takılıyorlar.

Balıkçılığı nasıl tarif edersiniz?

Balıkçılık ve tekne kullanabilmek yetenek işidir. Herkes böyle kullanamaz. Pratik zeka cesaret gerekiyor. Balık tuttuğun zaman keyifleniyorsun… Bir keresinde mahsur kalan bir grup olmuştu. Kıyıya bir türlü yanaşamıyordu. Ben çıpayı deniz atıp ipi denize verdim iskeleye çarpmayacak şekilde de ayarladım. Kıyıya da ip attım bağlıyorlar dalga gelse de kayık kalıyor çarpmıyor zor oluyor ama ne tekneye ne de insanlara zarar vermemiş oluyorsun. Keyifli anılarım da oldu. Babamla denize açıldığımızdan bu yana benim balık yerlerim var. Onları hep not aldım hangi mevsimde hangi yerde balık bol oluyor o yüzden hepsini bilirim. Deniz kimsenin malı değildir ama birisi bir yere ağ atmaya başladığında bilirsin saygı duyarsın. Bir adam geldi benim yerime attı ben de hiçbir şey demeden gittim başka yere attım. Kısmet bu ya o bir tane bile yakalayamadı ama ben o gün bin tane balık yakaladım! Doğru ol korkma derler, çok doğru bir sözdür…

Kadınlara balıkçılık yapmalarını önerir misiniz?

Evet, elbette… Ben bununla ilgili Ankara’da katıldığım bir panelde de konuştum. Ama kadın balıkçılardan benim gibi tek başına çıkan hiç yoktu. Hep eşiyle ya da babasıyla çıkıyorlarmış. Ben onlara da “Siz de öğrenin benim gibi erkek egemenliği olmadan çalışın yapabilirsiniz” diye cesaret de verdim.

Peki, bir kadının balıkçılık yapması zor mu?

Rumelikavağı’ndaki balıkçı ağabeylerimin hepsi bana yardımcı oluyorlar. Sadece dışarıdan gelen tekneler bana şaşkın gibi bakıyorlar. Bazen kadın olduğun için taciz altında da kalıyorsun. Mesela büyük tekneler ağ çekerken dalga yaparak beni korkutmaya çalışıyorlar. Argoda hani denir ya “racon” diye… Her şeyin bir raconu olduğu gibi alıkçılıkta da bir kural vardır. Balıkçılığın raconunda ağ çeken bir balıkçı varsa ve yanından da bir tekne geçiyorsa o mümkün olduğu kadar yavaşlar. Ama bazen inadına tam yol bir gazlıyorlar ki tekne batsın ya da devrilsin!…  Bir gün ağ atıyorum benim teknemin etrafından dalga geçmek için ağ atanlar da oldu. Ömrüm denizlerde geçti hiçbir şeyden korkmam. Sadece gece karanlığında deniz simsiyah olunca korkarım. Geceye de balık vurunca tabi mecburen kalıyorsun. O zaman ağları korkarak çekiyorum.

Denizin ve balıkçılığın dilini öğrenmek yaşamınıza neler kattı? Bu sizin için nasıl bir duygu?

Deniz benim için deniz özgürlüktür ve huzurdur. Ben bu işi her zaman çok sevdim. Ama son zamanlarda ne özgürlük ne de huzur kalmadı. Denize gitmek moralle çok ilgilidir.

Peki, geçmişten bu yana balıkçılıkta neler değişti? Sorunlarınız neler?

Yeni nesil balıkçılığa saygısız ve zarar veriyor. Sürekli moral bozukluğu olunca da denize çıkmak bile istemiyorsun. 1 yıl boyunca ağ yapıyorsun ama denize atınca bir günde maddi zarara uğruyorsun. Trol balıkçılığı ve gırgır motorları küçük balıkçılığa zarar veriyor. Sahil Güvenlik’e şikayet ediyoruz duyarlılığımız teşekkür ediyorlar ama istediğimiz sonuçlar çoğu zaman gerçekleşemiyor. Yasak zamanlarda kaçak avlanmaların önüne maalesef geçilemiyor. Öte yandan uygulanan yanlış balıkçılık politikaları balıkçıları bitirme noktasına getirdi. Küçük balıkları avlama yasağı getiriliyor ve çiftlik balıkları yetiştiriyorlar. Ben çevre temizliğine de çok duyarlıyım ve gördüğüm aksaklıklarda vatandaşları mutlaka uyarıyorum. Balıkçılık eskiden geçim kaynağımızdı ama şimdi ne balık var ne de gelirimize katkısı. Ufak bir teknenin bile bakım masrafları çok fazla oluyor. Balıkları satma sorunumuz var. Bazen öyle bir oluyor ki tekir veya istavrit tutuyoruz. Değerli balıklar olunca tabi bize altın gibi geliyor ama bir yandan da “Eyvah, ben bunları kime satacağım” diye düşünüyorsun.

 

Daha fazla göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili İçerikler