ManşetRöportaj

BEKİR BATU: “KİŞİLERE DEĞİL, YANLIŞA MUHALİFİM”

Sarıyer Gazetesi ve OLAY Gazetesi’nin kurucusu, sahibi Gazeteci Bekir Batu, gazetecilik mesleğinde 23 yılını geride bıraktı. Sarıyer’de ise meslekte 20. yılını dolduran Batu; “Varlığımızın verdiği korku bile, kimi zaman kendiliğinden pek çok usulsüzlüğü önlemeye yetiyor. Ancak yine de Sarıyer, siyasette en çok entrikanın döndüğü ilçe. Ben kişilere değil yanlışlara muhalifim” diye konuştu.

SARİYERGAZETESİ.COM – RÖPORTAJ – RUKİYE AY

Haberiyle gündem yaratan, sadece Sarıyer’in değil aynı zamanda İstanbul’un en büyük yerel gazetelerinden olan 14. yaşındaki Sarıyer Gazetesi’nin kurucusu Gazeteci Bekir Batu ile sıra dışı bir röportaj gerçekleştirdik. 1996 yılında henüz üniversite birinci sınıfta iken mesleğe aktif olarak başlayan ve 23 yıllık meslek hayatının tam 20 yılını Sarıyer’de geçiren Gazeteci Bekir Batu önemli mesajlar verdi. Sarıyer Gazetesi ve OLAY Gazetesi’nin kurucu, sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni olan Batu, Sarıyer’de en çok merak edilen ve siyaset arenasında adı çok da konuşulan isimlerin başında geliyor. Sarıyer’de herkesin merak ettiği soruları sorduk, Batu da yanıtladı;

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Antalyalıyım. 41 yaşındayım, 1996 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazanınca İstanbul’a geldim. 96’dan, birinci sınıftan beri aktif olarak gazetecilik mesleğinin içindeyim..

Gazetecilik mesleğine nasıl başladınız, bugüne kadar nerelerde görevler yaptınız?

1996 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü kazanıp memleketim Antalya’dan İstanbul’a geldim. Gazetecilik mesleğini şuan Antalya’da Edebiyat öğretmenliği yapan değerli dostum Mustafa Yıldırım isimli bir arkadaşımın önerisiyle işaretledim. Aynı dershaneye gidiyorduk, puanlarım çok yüksek olduğu için öğretmenlik dışında bir bölüm önerisi yaparken onun tavsiyesi üzerine gazetecilik bölümünü tercih etmiştim. İyi ki de bu mesleği seçmişim. 1996 yılında henüz üniversite birinci sınıftayken Üsküdar’da bir radyoda çalışmaya başladım, 1998 yılında yani tam 20 yaşında tam da doğum günümde Milliyet’e başladım. Milliyet’te Yazı İşleri ve Haber Merkezi’nde bir yıl çalıştım. Sonra da üniversiteden sınıf arkadaşım olan emlakkulisi.com’un sahibi Gazeteci Tebernüş Kireçci’nin referansıyla SABAH’ta işe başladım. 6 yıl boyunca SABAH’ta çok önemli haberler yaptım, uzmanlık alanım Adliye Haberciliğiydi. SABAH Gazetesi’nin Sarıyer Bölge Sorumlusu olarak görev yaptım. Sarıyer’in Türkiye gündemine gelmesinde ve adının duyurulmasında çok emeğim geçti. Çünkü ulusal basında Sarıyerle ilgili binlerce haber yaptım, bu haberlerin pek çoğu ülke gündemine oturdu. İstanbul’da o dönemlerde sadece tek bir ilçede sabit muhabir tutuluyordu. O ilçe Sarıyer’di. Sarıyer, ulusal basın açısından o denli önemli bir ilçeydi. Şimdi de kısmen aynı şey geçerli. Binlerce haber yüze yakın manşet, çok sayıda mesleki ödül, plaket aldım. Haberlerim aynı zamanda TAKVİM, Günaydın, YENİ ASIR gibi pek çok gazetede de yayımlandı. Gerek üniversite yıllarında gerekse meslek yaşamımda çok sayıda ünlü isimle çalıştım, deneyimlerinden yararlanma şansım oldu. 2005 yılında SABAH Gazetesi’nden istifa ettim, ancak istifa dilekçelerim hep yırtıldı, çünkü adliye muhabirleri değerli muhabirlerdi, zor yetiştikleri için böyle başarılı bir muhabiri çıkarmak istemediler. Kovsunlar diye 3 gün işe gitmedim. O zaman ki müdürümüz nur içinde yatsın rahmetli Savaş Ay’a gidip onu ikna ettim, istifa dilekçemi güçlükle işleme koydurabildim. Çünkü büyük hayalleri olan bir insandım, artık 6 yıldır çalıştığım kurumun bana vereceği bir şey olmadığını görüyordum. Ancak gazetecilik mesleğimin temelini SABAH’ta aldım, benim için iyi bir okul oldu. Şimdi bazen SABAH’ı okuyunca, eski Sabah’ı özlüyorum, keşke bu gazete bu hale gelmemeliydi diye üzülüyorum.

Peki meslekte sonra neler yaptınız?

SABAH’tan istifa ettikten sonra önce HABER34 adında bir gazete kurdum. Merkez adresi Şişli Perpa olan bir gazeteydi. Bayrampaşa ilçesine yayın yapan bir gazeteydi. Uzun süre bu gazete devam etti, sonra da 2005 Mayıs ayında SARIYER Gazetesi’ni kurdum. 6 yıl boyunca Sabah’ın Sarıyer Bölge Sorumlusu olduğum için burada böyle bir gazete kurmak ana düşüncemdi. Şuan 14 yaşında olan Sarıyer Gazetesi işte böyle doğdu. Gazeteyi ayakta tutmak için çok mücadele verdim. Artan kağıt maliyetleri ve diğer tüm giderlere rağmen kurulduğumuz günden beri ücretsiz gazete dağıtımına devam ediyoruz. Sarıyer’in reklam veren duyarlı esnafının desteğiyle ayakta durabiliyoruz.

Citylife Dergisi ve OLAY nasıl doğdu?

Sarıyer Gazetesi devam ederken Kadıköy’de ofis açtım, city life adında bir dergi kurdum. Kadıköy’deki ofisimizden İstanbul’un tüm sosyetik mekanlarına dergimizi ulaştırıyorduk. Türkiye’nin önemli isimleri, sanat ve siyaset dünyasından pek çok kişiyle röportajlar yaptık. İçinde yaşamın tüm renklerinin yer aldığı keyifli bir dergi hazırladık.  City Life bir marka oldu ve Kadıköy başta olmak üzere İstanbul’un tüm gözde mekanlarının vazgeçilmezi oldu. Dergiyi yaklaşık 15 kişilik bir ekiple çıkarıyorduk. Ancak bir yandan Sarıyer Gazetesi bir yandan city life benim için zor oldu. Kadıköy ve Sarıyer arasında mekik dokumak, her şeyi koordine edebilmek çok kolay olmadı. Tek koltukta iki karpuz taşınmaz misali city life dergisine bir süre sonra ara vermek zorunda kaldım, Sarıyer’e odaklandım. OLAY Gazetesi de Sarıyer Gazetesi’ne duyulan ilgiden ve esnaftan gelen yoğun reklam talebi üzerine doğdu.

Türkiye genelinde pek çok önemli haberler yaptınız ve pek çok davalar geçirdiniz. Bu konuda neler söylersiniz?

Gazetecilik hayatım boyunca yaklaşık 100 civarında dava geçirdim. Ancak hiçbir zaman sicilim bozulmadı, çünkü hiçbir davayı kaybetmedim. Gazetecilik yapmak niyetindeyseniz bu tür davalar her zaman olur, siz de hukuk önünde gerekeni yaparsınız. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bilal Erdoğan, Melih Gökçek, Murat Ülker, Reza Sarraf- Ebru Gündeş gibi şuan aklıma gelen tanınmış isimlerin yanı sıra Sarıyer siyasetinden çok sayıda isimle de mahkemelik olduk. Ayrıca Kadir Topbaş, Melih Gökçek gibi pek çok isim hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulundum. O kadar çok kişiyle mahkemelik olduk ki kimi zaman evrak dosyalarını incelerken, en yakın bildiklerimin ve halen görüştüklerimin bile dava dosyalarında adını görüp şaşırabiliyorum. Bunlara sadece gülüyorum, gülüp geçiyorum. Siz ne yazdığınızı bilirseniz, mahkemelik ve davalık olmak sizi etkilemez, korkutmaz. Ben uzmanlık alanı adliye muhabirliği olan bir gazeteci olarak bu davalardan asla korkmam.

Sarıyer gazetesi olarak bugüne kadar hakkımızda açılmış hiçbir davayı kaybetmedim, bize dava açan herkesi mahcup ettim. Avukatlarımıza hep para ödemek zorunda kaldılar. Başka ülkede yaşasak, yazdığım haberlerden dolayı bana gazetecilik ödülü verirlerdi, ancak burası Türkiye olduğu için yapan değil yazan suçludur ön yargısı mevcut. Yaman hırsız ev sahibini bastırır misali. Şu an bizim açtığımız birkaç dava dışında devam eden hiçbir davamız yok. Hepsi kapandı, bitti. Ancak Sarıyer halkı şunu bilmeli ki gerçekleri yazmaya, her ne olursa olsun halkı soyanlardan hesap sormaya devam edeceğiz. Sarıyer Gazetesi olarak bizimde haklarında dava açtığımız, mahkemede hesap sorduğumuz siyasiler var. Çünkü biz kimsenin şamar oğlanı değiliz, bize dava açan herkese karşı dava açıyoruz. Ben hiçbir zaman bunları saplantı yapmam, bizimle mahkemelik olmuş diye o kişinin doğru yaptığını görmezden gelmem, yanlışı kadar doğrusunu da yazarım. Kinci bir insan değilim, ancak kolay unutmam…

Sarıyer’i ve siyaseti yakından tanıyan biri olarak Sarıyer siyasetinde neler oluyor?

Sarıyer siyasetinde her şey yalakalık ve adamcılık üzerine kurulu. Kısaca bir Türkiye yansıması. Partiler ya da siyasi görüşler ne olursa olsun, kişisel çıkarlar hep öne çıkıyor. Sarıyer’de seçim öncesi küfür edenler, seçimden sonra aynı kişinin etrafında hemen toplanabiliyor. Bu pişkinlik herkese nasip olmaz. Sarıyer’de bana göre 4 çeşit siyasetçi var. Birincisi boğazına kadar rantın içinde olanlar, dev rantı yönetenler; ikincisi en tepedeki büyük rantı görüp ancak orta ölçekli rantlarla susturulanlar, üçüncüsü ufak tefek jestlerle mutlu edilenler, dördüncü yani sonuncusu ise hiçbir şeyden haberi olmayan, olaya sadece dava ve particilik olarak bakanlar…

Siyasette en çok gürültü yapanlar da alttan yukarıya doğru sıralanır. En acınası grup da dördüncü gruptur. Bunlar yukarıda neler döndüğünü bilmedikleri gibi, kendilerini en tepedekileri adeta ölümüne savunmakla sorumlu hissederler. Bunu da büyük bir milli mesele, parti meselesi olarak görürler. Oysa savundukları şey yukardakilerin daha rahat yolsuzluk yapmalarına yarar. Rantın tepesinde olanlar ise az konuşur, çok susarlar. Çünkü onlar çeşmeye yeni hortumlar takmaya çalışmakla meşgullerdir, enerjilerini gereksiz polemiklere harcamazlar. Gürültü, patırtı hep halkanın sonundaki dördüncü gruptan çıkar.

Sarıyer’de sizce çok yolsuzluk oluyor mu?

Türkiye’de yolsuzluğun dönmediği kurum yoktur diye düşünüyorum. Ancak burada esas olan miktarı. En büyük yolsuzluklar hep kamu kurumlarında özellikle de belediyelerde döner. 20 yıldır burada aktif gazetecilik yapan birisi olarak Sarıyer’de kimlerin neler çevirdiğini bilmediğimi söylemek komik olur.  Ancak şu bir gerçek ki kimi zaman Sarıyer Gazetesi olarak bizim varlığımız bile, kendiliğinden bazı usulsüzlüklerin yaşanmasını önlüyor. Aman sakın duyulmasın yoksa rezil oluruz, duyulursa Bekir Batu hemen yazar, Sarıyer Gazetesi manşet yapar korkusu hakim… Bir Alman Atasözü ne güzel özetlemiş; “Çok bilmek huzursuzluğu arttırır” Önümüzdeki günlerde ses getirecek yolsuzluk dosyalarını açıklayacağız, Sarıyer halkı bunları okudukça şok olacak…

Sosyal medyada bazen Sarıyer siyasetine dair ilginç polemikler yaşanıyor, bunlarla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Seviyeli tartışmalar her zaman yararlıdır. Ancak seviye düşerse kimseye fayda sağlamaz. Bazen bizim haberlerimizin altına yorumlar yapıyorlar. Haberi okusalar haberdeki belgeleri görecekler, ancak sadece photoshop’a bakıp yorum yapıyorlar. Sizin aylardır peşinde koştuğunuz ve belgesini habere koyduğunuz bir konuda, sosyal medyadan neydiği belirsiz biri çıkıp “Yalan haber yapmayın” diye yorum yapabiliyor. O insanlara yüz bin tane belgede gösterseniz onların gözü kördür, gözleri ve gönülleri bir parti tarafından ölünceye kadar ipotek altına alınmıştır, isteseler de onlar artık göremezler. Kimi AK Partililer de bizim sürekli CHP’ye vurmamızı, CHP’liler de sadece AK Parti’yi eleştiren haberler yapmamızı bekliyor. Oysa bizim böyle bir derdimiz yok. Biz sadece işimize bakarız, haber neyse onu yazarız kimin canı yanmış kimin yanmamış ona bakmayız. Çünkü toplum maalesef gazeteciliği artık sadece sövmek ve övmek olarak görüyor. Biz eleştirdiğimiz bir insanın bile doğru yaptığı bir şeyi görünce övmesini biliriz. Çünkü gazeteci kişilere muhalefet etmez, olaylara muhalefet eder. Kişilerle uğraşmaz, yanlışlarla uğraşır…

Türkiye’de ve Sarıyer’de gazetecilik sizce nasıl yapılıyor?

Türkiye’de gazetecilik her geçen gün güven kaybediyor. Gazetelerin tek derdi kalmış. Ya hükümeti övmek, ya da hükümete sövmek… Oysa nasıl ki sabahtan akşama kadar hükümeti göklere çıkaran yayınlar yapmak yanlışsa, her gün gazeteyi manşetten arka sayfaya kadar hükümete vurmakla da dolduramazsınız. SABAH ve SÖZCÜ mantığı ile gazetecilik olmaz. Doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyebilecek bir mecra olmalı. Hükümetin hiç mi doğrusu yok, SÖZCÜ neden bu doğruları yazamaz, hükümet sütten çıkmış ak kaşık mı, SABAH neden hükümetin yanlışlarını yazamaz… İşte sorun bu, benim adamım yanlış da yapsa yazmam korurum sorunu. Medya ne yazık ki iktidarlara göbekten bağlı iş adamlarınca ele geçirildiyse orada özgür basın olamaz. Kısaca gazeteler siyaset yapacaklarsa, gitsinler çok sevdikleri partilerin faaliyet bülteni olarak piyasaya çıksınlar. Sarıyer’de ne yazık ki bizim dışımızda gazetecilik yapan kurum yok. Kendine gazeteci süsü veren, eğitimsiz, soytarı ve amacı ne şekilde olursa olsun para vurmak olan bazı çevreler var. Onları gazeteci olarak görmediğim için onları profesyonel gözle değerlendirme gereği duymam.

Şükrü Genç Sarıyer’de 3. dönemine girdi. Siz geçmişte onu desteklemiş ve zor zamanlarında hep yanında olmuştunuz? Son seçimde biraz mesafe mi koydunuz, neden?

Ben Şükrü Genç’e ya da kişilere değil, sadece yanlışlara muhalefet ederim. Evet Şükrü Genç’in bugün buralara gelmesinde emeğimiz çok büyük. Bu konuda mütevazı olmamıza gerek yok, zaten tüm Sarıyer bunları yaşayarak gördü, yazılarımız ve arşivlerimiz ortada duruyor. Benim Şükrü Genç ile kişisel bir derdim asla olamaz, ona karşı bir kızgınlık ya da küslüğüm yok. Hele ki kimseye de düşman değilim. Parti içindeki bazı yalakalar ve çıkar çevreleri, Şükrü Genç’i kimi isimlere karşı sürekli dolduruşa getirmek istiyorlar. Benim için kime ne söyledikleri umurumda değil, bu soytarılara sadece gülüp geçiyorum. Benim Şükrü Genç’ten ya da hiçbir siyasiden bir beklentim olamaz. Onlar sadece oturdukları makamın hakkını versinler, Sarıyer’e adam gibi hizmet etsinler yeter.

Eğer bunu yapmazlarsa işte o zaman hepsine kamuoyu adına hesap sorarız. Bize Sarıyer halkı ve reklam veren Sarıyer esnafı yeter. Bizim en büyük gücümüz bize güvenen okuyucularımız, esnafımız ve müşterilerimiz. Kendilerine minnettarız, bizi siyasilerin merhametine ve vicdanlarına teslim etmedikleri için. Şükrü Genç, Sarıyer’e güzel hizmetler yapmış bir başkan. Bunları görmezden gelmek olmaz, ancak 3. dönemin daha sönük geçeceğini de görüyoruz. Zira Sarıyer Belediyesi’nin; 590 milyonu kendi, 29 milyonu da SARBEL’in olmak üzere yaklaşık 620 milyon borcu var. 140 milyon ile alınan borç nasıl 620 milyona dayandı? Bunu sorduğumuz zaman belediyeye düşmanız gibi algılanıyor. Yusuf Tülün ve ondan önceki tüm başkanlar toplam 140 borç bırakmıştı. Şükrü Genç 11 yıldır katrilyonluk bütçe yönetti ancak bu yetmemiş olacak ki kendinden önceki 4 belediye başkanının toplam borcunu 5’e katladı. Sarıyer Belediyesi geçen yıl kiralık makam araçlarına tam 40 milyon ödeme yaptı. Önümüzdeki 3 yıl için de ihaleye çıkacak. Yaklaşık 150 milyon daha halkın cebinden çıkacak. Oysa belediye kira öder gibi bu araçları satın alsa Sarıyer halkının parası birilerinin cebine gitmemiş olacak.

Sarıyer halkının ekmeğini yiyen, Sarıyer’e karşı sorumlu olan bir gazete olarak bunların hesabını sormayalım mı? 11 yıldır ilçeyi yöneten bir belediye başkanının hiç mi yanlışı yok, belediye başkanı hiç mi eleştirilmez? Geçmişte Yusuf Tülün’ü ve hatalarını nasıl yerden yere vurduysak kimse kusura bakmasın aynısı gerek gördüğümüz anlarda bu dönemde de yapacağız. Hiç kimse kazandığı seçimlere güvenmesin, Yusuf Tülün de bu ilçede iki kez seçildi, önemli olan nasıl algı bıraktığıdır. AK Parti de bu ülkede sayısız seçim kazandı, ancak yaptıkları yanlışları hiçbir zaman vicdanlardan aklayamadı.

Biz sadece omuzlarında sorumluluğunu taşıdığımız mesleğimizin gereğini yapıyoruz. Aldığımız mesleki eğitim ve ahlak bunu gerektirir. Sarıyer Belediyesi’nden zerre kadar beklentimiz yok, belediye kendi içindeki savurganlığa son versin, borçlanma merakını bırakıp biran önce düzlüğe çıksın yeter.

***

Dostlarım hariç Sarıyer’de genel olarak siyasetçiler benim için sıradan insan hükmündedir. Hatta pek çoğunun siyasete girmesini ben sağladım. Ancak siyaset zamanla onları da bozdu, ya da siyasetle birlikte içlerindeki gerçekler gün yüzüne çıktı. 20 yıldır sadece işimi yapmaya çalıştım. Mesleğinde seviyeye hep önem verdim. Bu yüzden Sarıyer’de beni seven ve sahip çıkan geniş bir kitleye sahibim. Beni yüz yüze hiç tanımasalar, bugüne kadar aynı ortamda hiç görmeseler de benim hakkımda olumlu düşünen çok sayıda insan var. O insanların sevgisi ve gücü bizi hep güçlü kılıyor. Kimileri de beni tanımadığı, hayatları boyunca hiç görmedikleri halde yalan yanlış yargıya sahipler. Benim hakkımda kimin ne düşündüğüyle pek fazla ilgilenmem.

Peki İmamoğlu’nun başarılı olacağına inanıyor musunuz? Sizce de ‘Her şey çok güzel olacak mı?’

Siyasette söyleme değil, eyleme bakmak gerekir. AKP, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni hor kullandı, İstanbul hep bizde kalacak diye hesapladılar, yanıldılar. İmamoğlu halkın büyük desteğini aldı. Bu yüzden sorumluluğu çok büyük. Genel olarak şimdilik iyi gidiyor. Siyasi duruşunu bozmaz, Büyükşehir’i gerçekten iyi yönetirse geleceği parlak. Bugün ülkeyi yöneten Erdoğan da İBB’den bu makamlara gelmişti. Bu yüzden İmamoğlu sınavını iyi verirse, özellikle partideki yamyamlara karşı Büyükşehir’in rantını halka dağıtabilirse işte o zaman her şey herkes için daha güzel olur. Daha çok erken izleyip takip ediyoruz.

Sarıyerli gençlere ya da gazetecilik yapmak isteyen yeni nesile öneriniz nedir?

Türk toplumu olarak çocuklarımızı genel olarak korkutma ve baskı altına alarak eğitmeye çalışıyoruz. “Yemeğini yemezsen seni ham yapar, seni polis amcaya söylerim, ona dokunma bak amca kızar…” gibi cümleleri çocukken pek çoğumuz duymuşuzdur. Bu ve buna benzer şeyler çocuklarımızın bilinçaltındaki öz güvenlerinin kırılmasına neden oluyor. Çocuklar ne kadar büyürlerse büyüsünler bu özgüven eksikliğini telafi etmeleri pek mümkün olmuyor. Kaç yaşlarına gelirlerse gelsinler, çocukken aldıkları bu baskı onları hayatları boyunca takip ediyor. İşte bu yüzden gençlerimiz öncelikle bu prangaları kırmalı ve kendilerine sonuna kadar güvenmeli. Özgüvenlerini korumalı. Kendilerini sürekli geliştirsinler. Teknolojiyi kullansınlar ancak teknolojinin onları kullanmasına izin vermesinler. Meraklı olsunlar, araştırsınlar. Kesinlikle yabancı dil öğrensinler, ikinci dili de öğrenmeye baksınlar. En iyi üniversitelerde okumayı planlasınlar. Hayatta hep büyük düşünsünler. En iyi telefonu satın almayı değil, en yeni telefonu nasıl geliştirebileceğini düşünsünler, bir tane evim olsun değil, en modern siteleri nasıl kurabileceklerini düşünsünler… Ailelerine ve büyüklerine karşı saygılı olsunlar. Kaba hareketlerden, kötü arkadaş ve alışkanlıklardan uzak dursunlar. Hayatın sandıkları kadar uzun olmadığını bilsinler, zamanın değerini vakit varken şimdiden anlasınlar… Sevdikleri mesleği seçsinler, önemli kararları kızgın iken almasınlar…

Gazetecilik yapmak isteyen gençler ise bu mesleği bir macera olarak görmesinler, gazetecilik keyiflidir ancak büyük riskleri vardır. Kaleminiz sizin saygınlığınızı belirler, ancak insanları mutlu etmek için gazetecilik yapılmaz. İnsanlar sadece kendilerinin alkışlanmasını isterler, oysa gazetecilik eleştirmeyi, yanlışları sorgulamayı gerektirir. Ne yazık ki toplum olarak henüz daha; eleştirilmenin bir nimet olduğunu anlayabilecek bir olgunluğa ulaşmadık… İşte bu olgunluğa ulaştığımız zaman ülkemiz daha da güzelleşecek.

Teşekkür ederim…

Daha fazla göster

Bir yorum

  1. Türkiye deki siyaset yapısını, yüreklilikle çok güzel anlatmışsı ız kutlarım, sizin gibi cesaretli, olayları örtbas etmeyen, halka gerçekleri anlatan gazetecilere çok ihtiyacımız var kutlarım.

Abdülkadir Bilge için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili İçerikler