Köşe YazılarıManşet

Gün Olur

Sarıyer Gazetesi WhatsApp haber hattı!

SARİYERGAZETESİ.COM – SÜLEYMAN İNCE 

Gizliden gebe kalan aşikar doğurur….

Bu zamana dek sırtımızı hiçbir duvara yaslamadan yaşadık,hiç sırtımızı yaslamak için duvar aramadık,hiç soluklanmak için çınar gölgesi aramadık,hiç korkmadık.

Biz hiçbir kayanın arkasına yaslanmadık, ayakta doğduk, ayakta yaşadık,ayakta ölecez, bırakın kayayı,toprağa bile sırtımızı yaslamayacaz, mezera bile dik girecez,ola ki toprak sırtımızı yasladık diye hak idda eder,minnet ederiz..

Rüyanızda göremeyeceğiniz makamlara, mevkilere geldiniz. Birçoğunuza da Allah, “yürü ya kulum” dedi; siz de maşallah, dörtnala koştunuz.Öyle hızlı koştunuz ki, ayaklarınız altında kalan, hatta çiğnediğiniz mustazafların farkına bile varamadınız. Durduramıyorduk; mütemadiyen koşuyordunuz.
Koştukça da değişiyordunuz. Değiştikçe de çiğnemeyeceğiniz hiçbir değer kalmıyordu..
Dahası, cenazelerde bile “piyasa” yapmaya başlamıştınız.

O kadar ki, “bunlar bu hızla giderlerse, mevtayı musalla taşında unuturlar” diye korkmuştum…

Kiminin mecburiyeti,kiminin hırsı,kiminin egosu,kiminin kini,ufak hesaplar ve büyük hesaplar,işte böyle arkasından küfür ettiği adama,adamlara gülücükler içinde yalakalık yaptırıyor!!!
Birde Allah’ın sopası yok derler,bundan hala sopa mı olur?

Şerefli insan taviz vermez,çünkü şerefin tavizi yoktur.İdeallerini satanlar,insanların sırtından şan şöhret,makam mevki,para pul sahibi olanlar vede geçmişini unutanlar her zaman en ağır bedeli ödemiştir.

Aşçı odur ki; bir un, bir yağ, bir yoğurttan 5 çeşit yemek yapar…!!

Eğitim herkesin içinde olduğu ve herkesin bir şeyler bildiği geniş bir alandır.Herkesin bir şeyler bilmesi her zaman her konuda konuşmasını gerektirmez.İnsanın haddini ideal leri, zekası, mantığı, engin bilgileri ve cesareti belirler.Haddini bilmeyenlere haddini bildirmek ideallere ulaşmakta atılacak ilk adımdır…

Siz birbirinizi bırakın.sizi birbirinize kırdırıp, kanlarınız-canlarınız,idealleriniz, ömürleriniz üzerinden şöhret olup paraya para demeyen soytarılardan hesap sorun!!!.
.
Onlar sizlerin canı-kanı-hayatınız üzerinden yazar oldular, siyasetçi,iş adamı,sanatçı oldular. Şöhret oldular. O zaman hayatlarımızı pazarlıyorlardı, artık hedef büyülttüler, şimdi bütün bir ülkeyi pazarlıyorlar..

Bir oyun konulmuş önümüze. Bu oyunda karşındaki oyuncu gideceği hedefi biliyor. Gözünü karartmış hile yapıyor, seni kandırıyor, başka taraflara baktırıyor, dikkatini dağıtıyor …
Bütün taşlarını kaybediyorsun.Elinde hiç bir şey kalmıyor…

Siyaset sabır ve sükunet gerektirir,bir nevi çiftçiliğe benzer;Tohumların hazır,traktörler hazır,ırgatlar hazır,lakin hava şartları uygun değil,toprak tava gelmemiş.İşte o zaman hava ve toprağın aynı anda uygun hale gelmesini bekleyeceksin ve beklerken kendini her konuda geliştireceksin,eğiteceksin..

Sabır ve sükunet susmak,görmezden gelmek değildir,uygun zamanı beklemektir,beklerken büyümektir,güçlenmektir.

İnsanlığın ilk cinayeti Kabil’in Habil’i öldürmesi ile başlar. Kabil kıskançlık içinde Habil’i öldürdüğünde Allah Kabil’e kardeşinin nerede olduğunu sorunca “Ben kardeşimin bekçisi miyim?” diye cevap verir!
Zamanımızın Kabilleri kardeşini öldürüyor…

Kardeşlikten, yoldaşlıktan dem vuranlar ilk fırsatta kardeşini sırtından hançerliyor,unutuyor,merdivensiz kör kuyulara atıyor.
Kardeşlik paylaşmaktır!Acıyı,derdi,sevinci,sıkıntıyı,parayı paylaşmak..
Kardeşlik vefa ister,yürek ister,inanç ister,güven ister,sadakat ister!!!
kardeşlik hukuku yoksa başarı,ahlak yoktur,olamaz!!!

Partimiz cüceler tarafından yatağa bağlanmış bir devdir,bu cüceler ezilecektir..

Şimdi..

Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır.
Bu nedenle:
-Bir lokma ekmek için şerefini ayak altına almaya
-Bir anlık zevk için namusunu lekelemeye,
-Bir zamanlık mevki için ayak öpmeye,
-Bir günlük menfaat için faziletini karartmaya
DEĞMEZ!!!..

Gemileri Yakmak;
“İspanya topraklarına çıkan Tarık bin Ziyad, 27 Nisan 711 tarihinde, Kral Roderick “Rodrigo” komutasındaki Vizigot ordusu ile Rekke vadisinde Rio Barbeta denilen yerde karşı karşıya geldi. Tarık bin Ziyad askerlerinin geriye dönüş ümidini kırmak için gemilerinin bir kısmını yaktırdı. “Gemileri yakmak” tabiri bu olay nedeniyle 13 asırdan beri söylenir durur.

Gemileri yaktım, bu işin geri dönüşü yok misali..
Gemileri yaktın mı, daldan dala gezmeyeceksin!
Ben bir hata etmişim, oldu bir yanlışlık demeyeceksin!
Burada bize selam veren yok diye sızlanmayacaksın!
Kayığa bile binmemiş, denizi uzaklardan görmüş, gemilere uzaklardan bakmışın gemi yakması teşbihte ya da temsilde hata olmasın babındandır, laf ola beri geledir.

Duruşun olmalı insanın..
Sahte duruşlar, eğrelti duruşlar, hercai duruşlar, adamına göre duruşlar, her devre göre duruşlar duruş kavramının özünde olmayan ancak duruş yerine konmak isteyen duruş şekilleri olarak binlerce yıldır varlıklarını sürdürüyorlar!
Gerçek duruşu yıkmak ve yok etmek için ara ara,el ele verdikleri de sır değil!
Duruşu sağlam olan için yıkılma, kaybolma, yok olma korkusu ve endişesi yoktur. Gerçek anlamda duruşu olanın koruyucusuna kimsenin gücü, kuvveti ve kudreti yetmez! Yetmediği gibi, o duruşun samimiyetine hiç beklemediği, hiç ummadığı anlarda ve hiç tahmin etmediği destekler gelir o koruyucudan!

Boyun eğene, tamam diyene, her şarta razıyım diye kabullenene ne yapsın duruş?
Hayat şartları, mecburiyetler, zorlamalar, çaresizlikler, ekmeği ile imtihan olmalar, hayatı sınanma dolu bir yol haline getirse de, duruşu olan insanlar, bütün bu imkansızlıklar içerisinde dahi duruşundan hiç bir şey kaybetmezler!

Yokuş çıkmak, tırmanmak, ayakta kalmak, ayakta durmak için çabalamak kolay hadise değildir..

Duruş her babayiğidin harcı değildir diyenlerin sözü imbikten süzülmüş, tecrübeyle sabitlenmiş bir sözdür. Altında binlerce yılın imzasını taşır.

Devran hep aynı devrandır sevgili okurlar. Çağlar da değişse, binlerce yılda geçse, tarih duruşu olan, duruşları tarihin akışını değiştiren, toplumları kurtaran insanları yazar…
Duruşu olan insanı hatırlar insanlar ve toplumlar.
Nesilden nesile anlatılan, aktarılan, unutulmayan ve taptaze yaşatılan ve geleceğe ışık tutan hep onların hikayeleridir.

Birileri kırılır diye, alınır diye, incinir diye, şanı, şöhreti, zenginliği, gösterişi var diye, ödünüz kopuyor! Yazık ki ne yazık…
Ağzı laf yapıyor,gücü parası var diye, üstüne varılırsa, bize bir şeyler olur, zarar görürüz, arkamız yok, dayımız yok, ağamız yok diye sus-pus, her şeyi sineye çekip oturmuş, bize elini uzatacak birini bekliyoruz. Biz bu kafadayken, el uzatanın elini tutacağınızın da bir garantisi, yok ya!.

Zülfiyare dokunana Deli Dumrul demişiz!…
Bizim için yakası yırtılana Deli Bekir demişiz!
O deli dediğimiz, Leyla’nın aşkına kendini çöllere vuran Mecnun değil, biz de deli diye yiğide, yiğidin hasına denildiğini unutalı çok olmuş!..
Dert dökmeye Marko Paşa aramışız…
Haksızlık timsali Bolu Beyine karşı, Köroğlu savaşsın biz seyredelim demişiz.
Hiddet ve öfke timsali Timur’un yanına Nasreddin Hoca’yı, bir şey olursa bizden bilinmesin diye tek başına göndermişiz!
Zülfiyare dokunamadığımızın nedeni apaçık ortada değil mi?
Zülfiyare dokunmadan geç diye boşuna söylenmiş bir laf değil….Çünkü, aba altından sopa gösterilmiş, zülfiyare dokunmaya başlayanlara.

Bunlar;
Baş köşelerde olduğu ve oturduğu müddetçe, gemisini karada, havada, denizde yürüten Kaptanların, bana dokunmayan yılan, dilediği kadar yaşasın diyenlerin kendilerine göre işleri rast gidiyor.
Tekerlerine çomak sokan olduğunda da, her biri ciyak ciyak başlıyor bağırmaya, Zülfiyare dokunmadan geç dememiş miydik, kavlimiz böyle değil miydi diye!..

Sizin için,kendileri adına başkaları karar vermişti,güvenirmezdi ,samimiyetsizdi diyecekler…
Sessizce geldiği dünyada, sessizce yaşadı. Sessizce evlendirildi. Sessizce çekip gitti. Arkasında bir dul,üç yetimi kendinden hatıra olarak bırakmasaydı dünya ya, bir süre sonra hatırlayan bile çıkmayacaktı belki diyecekler. Zamanın sessiz akışı içerisinde kaybolup gideceksiniz.
Faydasızlar,samimiyetsizler.Ne sanıyorsunuz,üç kuruşluk çıkarlar sonsuza kadar sürecek mi?

Şimdi…
” Halep ordaysa, arşın burda” diye bilinen sözümüzün hikayesi özetle şu şekilde anlatılır;
Ahalinin içinden biri, halkın bilgisizliğinden, oralardan nasılsa haber alamayacağını bildiğinden,Halep’ te yaptığı kahramanlıklardan dem vurur dururmuş.Ahali de, anlattığı olaylar bilmediği Halep’te geçtiği için mecburen susar, hiç bir tenkitte bulunamazmış.
Bizimki de dur durak bilmez, bire bin katar, ahaliyi sözleriyle bastırırmış.
Bir gün bunun bulunduğu mekanın önünde gençler çuvalla zıplama yarışı yapıyorlarken bizimki dayanamamış ” O hooo o, ben Halep’te bir sıçramada on arşın atlardım çuvalla” deyince, bunu fırsat bilen ahalinin terzisi çıkarmış atmış ortaya mezurasını;
“Halep oradaysa, arşın burda efendi. Şimdi de zıpla da görelim” demiş.

Evet efendiler ” Buyrun, şimdi zıplama sırası sizde”.
– Görelim.

Atatürk;“Aziz milletime tavsiyem odur ki, başına geçireceği adamların kanlarındaki ve vicdanlarındaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an olsun uzak durmasın” sözlerini, acaba hangi sebepler ve hangi dönemler için söylemişti?

Not:

Vatan toprağı kanla kazanılır ama göz yaşı ile korunur,alın teli ile korunur.
Gideceksiniz,göreceksiniz,daha önce adını duymadığınız yerlere,yalnız, tek başınıza…
Memleketin sınırları dikenli tellerle çevrilmez,bir devleti diğerinden terler ayıramaz çünkü,hele o terler dikenli ise hiç ayıramaz.
Memleketin sınırları idealist insanlar ile ayrılır.
Annesi babası,sevdikleri her gün ağlasa dahi gidip şifa dağıtan doktordur bu memleketin sınırı,kurşunu çıkaran hemşire kızın elleridir,yardıma muhtaç insana yardım edendir.
Memleket gittiğiniz yerdir,uzana bildiğiniz son toprak, iyileştirdiğiniz en son hasta,okumayı öğrenen son çocuk,canını kurtardığınız en ileride ki kadın.
Vatan,vatan,minicik bir çocuğun göz yaşını dindirmektir.
Bir annenin feryadıdır vatan,bir masumun anlında ki ateştir,aç kalan çocuktur..

Öyle ülkenin en güzel ilçelerinin birinde oturup nutuk atarak olmaz bu işler…

İdealist insanlara bin selam olsun…

Daha fazla göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili İçerikler