ManşetRöportaj

Türk edebiyatının usta kalemi Ayşe Kulin Sarıyer Gazetesi’ne konuştu: “Denetlenemeyen güç her devirde tehlikelidir”

Her kitabını büyük bir heyecanla okuduğumuz, Türk edebiyatının çok sevilen yazarı Ayşe Kulin'in yeni romanı "Her Yerde Kan Var" okuyucuyla buluştu. Osmanlı'nın son dönemini çok çarpıcı bir bakışla kaleme aldığı romanını saraydaki birçok önemli kahramanın gözünden anlatan Kulin; “Her bir karakteri kendi sesiyle konuşturmayı özellikle istedim ki her birinin beyninin ve yüreğinin en derinine inebileyim. Dramatik yapısı bu kadar cömert bir konuyu yakaladığım için kendimi şanslı addediyorum” diye konuştu.

En son çıkan “Her Yerde Kan Var” kitabınızı okurken karşımıza farklı bir Ayşe Kulin kalemi çıkacak mı?

Dil açısından evet, bu kitapta Ayşe Kulin’de hiç alışık olmadığınız farklı bir kalem bulacaksınız. Romanda her karakter kendi sesiyle konuşuyor,  gerçek insanlar olan roman kahramanlarının yaşadığı devirde, Türkçe bu güne kıyasla çok daha ağdalı bir dildi.  Zamanın ruhunu verebilmek adına, ben arkaya bir sözlük koyarak, o günün dilini hatırlatan bir üslup ile yazdım romanımı.

Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilip V. Murat’ın tahta geçirildiği 1876 yılı Mayıs ayı ve Haziran’ın başına denk gelen o birkaç günü yazmanızın hazırlığı ne kadar sürdü?

Ocak ayından itibaren konuyla ilgili çeşitli kitapları notlar çıkararak okumaya başladım. Haziran, Temmuz ve Ağustos boyunca başka hiç bir işe vakit ayırmadan, günde nerdeyse sekiz –on saat sürekli yazdım, Eylül ayında defalarca düzelterek tekrar tekrar okudum ve ekim başında yayıncıma teslim ettim.

Kitabınızda Osmanlı Devleti’nde yaşanan tarihe de ışık tuttunuz. Peki, bu romanı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Allen Palmer’in Osmanlı İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi adlı kitabını okurken, Abdülaziz’e reva görülen muamele ve bu gün dahi çözülememiş esrarlı ölümü beni çok sarstı. Ona dair okuduklarımı okurlarımla paylaşmak istedim.

Osmanlı Devleti’nde yaşananlarla günümüze baktığınızda tekrara düşülmemesi gereken noktalar neler?

Kumpaslar, darbeler, aşırı israf ve tek adam yönetimine heveslenmek diye sayayım. Yazdığım devir, Tanzimat Dönemi, yani Padişahın yetkileri sınırlanmış fakat yetki bu sefer de sadrazam (başbakan)  tarafından istismar edilmeye başlanmış. O sadrazam bir de serasker ( genel Kurmay Başkanı) ile anlaşırsa, işte romanda seyreyliyorsunuz olabilecekleri. Denetlenemeyen güç her devirde tehlikelidir.

Romanınızda en kilit karakter sizce kim? Neden?

Bence romana sırayla katılanlar değişik vasıfların timsali gibi. En bahtsız bence kesinlikle V. Murat! Amcası Abdülaziz gibi ölmüyor fakat beş yıl boyunca ağır akıl hastası olarak, tam yirmi sekiz yıl mahpus hayatı yaşamış. Romanın en kötü kişisi Serasker Avni Paşa, ihanetin, hırsın, tuzak kurmanın sembolü adeta, nerdeyse gerçek dışı gibi geliyor okurken ama gerçeğin ta kendisi. Damat Nuri arsızlığın yolsuzluğun simgesi. Adile Sultan adaletin, asaletin sembolüyken, en gözü kara ve cesur kişi ise, Çerkez Hasan.

Romanda her kahraman ayrı ayrı bölümlerde okuyucuyla baş başa kalıyor. Bu Kitapta neden böyle bir kurgu yaptınız?

Her bir karakteri kendi sesiyle konuşturmayı özellikle istedim ki her birinin beyninin ve yüreğinin en derinine inebileyim. Hırslarını, beklentilerini, korkularını kendi sesleriyle yansıtabileyim. Bu roman dış sesle yazılsaydı, kahramanları bu kadar canlı aksettiremezdim.

V.Murat’ın tahta çıkarılış anında içinden geçirdiklerini samimi bir dille anlatmasıyla o anları çok iyi hissediyoruz. Tarihi bir romanda bu üslup için bir ilk diyebilir miyiz?

Bilemem çünkü dünyada yazılmış tüm tarihi romanları henüz okumadım. Ama şunu diyebilirim, V. Murat’ın şahsında hem tarih, hem bir padişah hem de çıldırmanın eşiğinde bir adamın çaresizliği buluştu. Bu üçünün bir arada bulunabilmesi pek sık karşılaşılan bir durum değil. Dramatik yapısı bu kadar cömert bir konuyu yakaladığım için kendimi şanslı addediyorum.

Bir yazar ve anne olarak Osmanlı Devleti’ndeki saray yaşamına baktığınızda o yıllarda anne olmak sizce zor muydu?

Anne olmak aslında her dönemde zordur çünkü her anne illa çocuklarının bahtını da yapmak ister ki, bu saraylarda dahi, hiç bir zaman mümkün olmuyor. Tahtta oturan indirilebiliyor, öldürülebiliyor, çıldırabiliyor… Kaderin karşısında sarayların en kudretli valide sultanlarının dahi yapabileceği bir şey yok! Son söz hep ve her yerde, kaderin iki dudağı arasında.  Çocuklarımızın tahtların muhafaza edemezken, bahtlarını yapmak ne mümkün! Her anne evladını mutlu ve başarılı görmek ister de, bunu sağlamak anneden çok evladın kendine düşüyor.

Tarihteki cinayet kokan bir intiharı yazdınız. Peki, Abdülaziz’in ölümüyle ilgili siz neler düşünüyorsunuz? Kitabın sonunda okuyucuyu neler bekliyor?

Abdülaziz’in ölümünden beş yıl sonra Padişah 2.Abdülhamit’in emriyle kurulan mahkemede zorlama kokan ifadeler olmasa, kesinlikle cinayet derdim. Yüzdeye vuracak olursam, yüzde seksen bu bir cinayetti. Yüzde yirmilik bir soru işareti bende onca araştırmaya rağmen hâlâ var, çünkü çok onurlu bir padişaha yapılmadık aşağılanma kalmamış. Bu duruma son vermek için, ölümü seçmiş olabilir.

Tarihi bilgiler ışığında bir roman kaleme almanın incelikleri sizce nedir? Nelere dikkat edilmeli?

Tarih her zaman yazarının siyasi tavrını da yansıtır. Bizim ülkemizde bu durum, Osmanlı taraftarlarıyla Cumhuriyet taraftarları arasında çoğu zaman ifrata kaçar.  Bu nedenle ben tarih yazarı değil roman yazarı olduğum halde, her iki tarafın da görüşlerini okur, yabancı kaynakların yazdıklarıyla da karşılaştırır, mümkün olduğunca tarafsız kalmaya çalışırım.

“Yazmak” sizin için nasıl bir tutku, bunu nasıl tarif ediyorsunuz?

Yazmak benim için mutluluk kaynağı.  Kendime bir yayıncı bulduğum günden beri, geçinmek için yapmakta oluğum tüm işleri bıraktım, o gün bu gündür kitap yazıyorum.  Bir insanın hayatını en sevdiği işi yaparak kazanmasından daha büyük bir mutluluk olabilir mi?

İlhamınız kaleme genellikle nasıl gelir? Bir çırpıda okunan kitaplarınızı bu kadar sürükleyici kılan nedir?

Bence siz bu soruyu beni severek okuyan okurlarıma sorun çünkü ben de gerçekten neden okurlarımda alışkanlık yaptığımı bilmiyorum da, bir tahminim var; sanırım beni en çok anlaşılır bir şekilde ve samimiyetle yazdığım için seviyorlar. Kitaplarımda, kendilerine benzeyen, hayatın içinden, sahici ve sıradan roman kahramanlarında benim sesimi buldukları için, mesela. Özel insanların hayatlarını da kaleme aldım ama onların sayısı dört kişiyi geçmiyor, Münir Nurettin Selçuk, Aylin, Füreya, ile tek ve biricik Türkan Saylan.  Onlar değişik nedenlerle hayatları yazılmaya değer, dünyaya ender gelen özel kişilerdi.

Okurlarınızla aranızdaki bağı güçlendiren en önemli unsur nedir?

İmza günlerinde okurla buluşmak hem bana hem de okurlara iyi geliyor. Ben onların ilgisinden, saatlerce bir imza için fedakarca beklemelerinden güç alıyorum, yeni çalışmalar için yelkenlerimi şişiriyorum. Onlar da severek okudukları yazarı canlı olarak görmek, bir çift laf etmek, fotoğraf çektirmek imkanı buluyorlar.

Ülkemizde kitap okumaya olan merak yeterli mi? Okuma sevgisinin temelini sizce ne oluşturur?

Nüfusumuza oranla okur sayısı çok düşük. İstatistikler okuru beş yüz bin kişiyle sınırlandırıyor. Bu yetmiş milyonu aşmış bir ülke için vahim bir rakam. Okuma sevgisinin temeli çocuk küçük yaştayken, evde atılır. Eğitilmemiş ana-babaların evlerinde kitap okunmayacağına göre, demek ki eğitim işinde bizler beceriksiz kaldık dedikten sonra, hemen ilave edeyim, Mısır, Iran gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde de kitap satışları bizimkinin çok ötesinde. Bu geri kalmışlığın nedeni, hazırlanan bütçelerde eğitime ayrılan payın azlığı ve eğitimimdeki kalite düşüklüğü olabilir mi?

Peki, günümüzdeki “sosyal medya çılgınlığı” yerini “kitap okuma alışkanlığına” bırakabilecek mi?

Hayır, bırakamayacak. Kitabın ham maddesi ağaç olduğu için, zaman içinde zaten hayatımızdan usul usul çıkmak zorunda kalacak, bir süre sonra elektronik kitap okuyacağız.

Duygu ve düşüncelerinizi nasıl beslersiniz? Yazar olabilmek için yetenek ne kadar gerekli?

Çok okuyarak, ülkemde gezerek, değişik ülkelere de yolculuklar yaparak, sanatın diğer kollarıyla temasta kalarak ve beni güncellemeleri için değişik yaşlardaki torunlarımdan beslenerek diyeceğim ama yazar olmak için önce yetenek şart. Beş ayrı edebiyat fakültesini bitirmiş dahi olsanız, yazma ve hikayeyi aktarma yeteneğiniz yoksa yazdıklarınızı geniş kitlelere okutamazsınız.

Bir sonraki kitabınızı okuyucularınız şimdiden merakla beklemeye başladı. Konusu ne olacak?

Henüz HER YERDE KAN VAR adlı romanımın, şu anda yaptığım gibi, değişik kurumlardan gelen sorularını yanıtlamakla meşgulüm. Yeni bir kitabın düşüncesinden bile uzağım şu an. Bir kaç ay zihnimin dinlenmesi için, müzik, tiyatro, görsel sanat gibi başka disiplinlere odaklanması gerekiyor.

Gelecekte hayalini kurduğunuz projeleriniz ve çalışmalarınız var mı?

Kitap yazmanın dışında bu yaştan sonra ne gibi bir hayalim olabilir ki, kendime akıl sağlığı dilemekten başka? Hayallerimi ancak torunlarım için kurduğum yaşa geldim ben. Bir kedi dahi almayı düşünemem çünkü normal ömrünü yaşayacaksa, hayvancık öksüz kalır.

sariyergazetesi.com – RUKİYE AY – özel röportaj

Etiketler
Daha fazla göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili İçerikler