Köşe YazılarıManşet

Dünya Kadın Hakları Günü

SARİYERGAZETESİ.COM – KÖŞE YAZISI –  E.İSTANBUL HAKİMİ İZZET DOĞAN

Her yıl kutladığımız 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Gününü korona virüsü nedeni ile açık alanlardan çok kalplerimizde kutluyoruz.  5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü, tüm dünyada kadınların daha insanca yaşama isteğini dile getirdikleri bir mücadele ve dayanışma gündür.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kadınların her alanda ileri bir seviyede olmasını arzu ederek bütün dünya ülkelerinden önce 5 Aralık 1934 tarihinde Türk Kadınına “Seçme ve Seçilme Hakkı” tanıdı. 5 Aralık 1934 günü dünyada kadınların yasal olarak milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu ülke sayısı 28, bu hakkın kullanıldığı ülke sayısı ise sadece 17 idi. 5 Aralık 1934’te Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınırken, o dönemde Avrupa’daki bazı gelişmiş ülkelerde bile kadınların bu hakkı bulunmuyordu. Seçme ve seçilme hakkına Fransa’da kadınlar 1944, İtalya’da 1945, Yunanistan’da 1952, Belçika’da 1960 ve İsviçre’de 1971 yılında kavuştular. Fakat ne yazık ki bu ülkelerde kadınlar her geçen gün daha çok seçilirken, bizde seçilenlerin sayısı ve kadına verilen değer azaldı.

Özellikle kız çocuklarının eğitimlerinde, erken evlendirilmeleri, iş ve sosyal yaşama katılma konusunda yeterince başarılı olamadık ve kadın cinayetlerinin sayısı da utanç verici boyutlara ulaştı.

Elbet teki daha önce 1926 yılında Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi kadınların ufkunu açmıştı.

Medeni Kanun’un yürürlükte olmasına rağmen 1955 yıllarında çocukken tanık olduğum düğün ve nikah törenlerinde, kadınların gelin ile bir odada toplandığını, nikah memura ve tanıkların kapının arkasına gelip gelini görmeden, geline damadın adını söyleyip evlenmek isteyip istemediğini sorduğunu, gelinin yerine bir başkasının “evet istiyorum” dediğini anımsıyorum. Çünkü kaç-göç vardı.

Fakat Atatürk kendi nikahında kadın ve erkeğin nikah sırasında bir arada bulunamayacağına ilişkin kuralına uymamıştı.

Nikah için gelen İzmir Kadısı nikah yapılacağı odada Atatürk’ün ve Latife hanımın bir arada olduğunu öğrenince şaşırmıştı. Çünkü o zamanlar nikahlarda kadın-erkek bir arada bulunamazdı. Nikah damat ve gelin birbirini görmeden gerçekleştirilirdi. Bu nedenle İzmir Kadısı tereddüt geçirince Atatürk” ün Başyaveri kadıya:

“Gazi Paşa Hazretlerinin emri böyledir. Kaç-göçsüz bir evlenme olacak cevabını verdi ve nikah sorunsuz olarak kıyıldı.

Tarih araştırmacısı İsmet Bozdağ bu olayı

”nikahın en büyük özelliğinin Medeni Kanun’un kabulünden çok önce yapıldığı halde, sonradan Medeni Kanun’a girecek ‘nikah biçimini başlatması” olduğunu belirtiyor ve bunu ”Toplumun temeline inen bir devrim” diye nitelendiriyor.

Kadınlara karşı konan yasakların yırtılmasına ilişkin bir başka olayda kadının lokantada yemek yemesidir.

Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatıdır. Zaman zaman birlikte olup etkinliklerine katıldığım Türk Hukukçu Kadınlar Derneğinin de ilk başkanlarındandır.

Süreyya Ağaoğlu. 1925 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olur ve Ankara da Adalet Bakanlığında staja başlar. Bakanlıkta yemek çıkmamaktadır. Evi de çalıştığı yere uzaktır. Bakanlıkta çalışan bir başka hanım arkadaşıyla lokantaya gidip utana-sıkıla yemek yerler. Olay her yerde duyulur. Hatta dönemin Başbakanı Rauf de olayı Süreyya Hanımın babası Ahmet Bey’e duyurur. O da kızına “Kızım Rauf Bey sizin lokantada yemek yediğinizi söyledi. Başvekil istemiyor. Dedikodu yapıyorlarmış” der.

Çünkü o yıllar kadınların lokantada yemek yemesi ayıptır.

Ancak olaya haklı olarak duyarlılık gösteren Atatürk daha sonra

Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek.” Der.

Emir gibidir bu cümle. Gibi demek yanlış olur aslında. Bu bir emirdir!

Sonra birkaç milletvekilini aranarak, mutlaka eşleriyle birlikte lokantaya öğle yemeğine gitmelerini söylenir.

Sonuçta Mustafa Kemal Paşa ve Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu artık kadınların da bir lokantada yemek yiyebilmesini sağlamıştır.

Bugünün anısına bir de Samiye Hanımdan da söz etmek istiyorum. Samiye Hanım 1922 senesinden itibaren araba kullanmaya başladı. Sonra üyesi olduğu Turing Klüp’ün her sene düzenlediği otomobil yarışlarına katıldı. 1930 ve 1931’deki yarışlarda dereceğe giren Samiye Hanım ilk birinciliğini, 1932’de, İstinye korosu ile Zincirlikuyu arasındaki 9.5 kilometrelik parkurda düzenlenen rallide kazandı. Yarışta ikinci olan Vehbi Bey ise birinci ilan edilen yarışmacının bir kadın olması sebebiyle sonuçlara itiraz etti. Mahkemeye taşınan olayda, hakim “Bir kadın da otomobil yarışlarına katılabilir, birinci gelebilir” kararı verince, Samiye Hanımın birinciliği resmileşti.

Bilelim ki çok zengin ama gelişmemiş ülkelerde kadınlara şimdilerde araba kullanmak hakkı verilirken Türkiye’de 1930 yıllarda bir kadın otomobil yarışında birinci oluyor.

Dünya kadın gününü bir kez daha kutluyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu