Kültür-Sanat

Almula Merter’den yeni kitap: Kelebeğin Zamanı

Tiyatro sanatçısı Ferdi Merter'in kızı oyuncu Almula Merter'in, yeni kitabı "Kelebeğin Zamanı" kitapseverlerle buluştu. 7. baskısını yapan roman 40 bin sattı. Sarıyer Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan Almula Merter, kitabıyla ilgili merak edilenleri anlattı.

YENİ KİTABINIZ HAYIRLI OLSUN. BÖYLE GÜZEL BİR SERİSİ OLACAK HİKÂYEYİ NASIL YAZMAYA BAŞLADINIZ?

Gün ışığına yeniden merhaba diyebildiğimde başladım.

SİZCE MUCİZE NEDİR ?

Aslında bizim mucize diye tanımladığımız şey yaşamın ta kendisi. Mucize aslında kendimiziz. Biz  yüreğimizi kendimize açmayı başarırsak mucize dediğimiz her şey hayatımıza akmaya başlar; mucize değil olağan hayatımızın kendisi olurlar.

NİÇİN HOTEL 21? BUNUN BİR ANLAMI VAR MI? VARSA AÇIKLAR MISINIZ?

Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya çalışarak değiştiremezsiniz. Ama yeni bir alışkanlık yaratabilirsiniz.  Yeni bir şeyin kabullenilmesi, zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi yirmi bir gün sürer. Hotelin adını ararken bu noktadan yola çıktım. Hotel yeni başlangıçlara adım atacağımız bir mekân. Önce orada alınacak eğitimleri yirmi bir güne böldük. Böylece kalış süresini de yirmi bir gün olarak belirledik. Editörümle yaptığım toplantıda madem her şey yirmi bir gün üzerinden dönüyor biz niye isim bulmaya çalışıyoruz ki; işte isim karşımızda dedik.

ROMANDAKİ KARAKTERLER NASIL OLUŞTU?

Her biri hayatın içinden, çevremizden, bizlerden biri. Verdiğim seminerlerde tanıştığım kişiler. Sizler. Aynı hikâyeleri yaşamış yüzlerce kişi çıkabilir benim kahramanlarımın arasından. Hakan Tarhun karakteri yani baş kahramanımız benim için çok özel biri. Beni düştüğüm dipsiz kuyudan çekip alan, babamın ölümüyle küstüğüm hayata döndüren muhteşem bir kalp. Ünlü saç tasarımcısı Hakan Köse. Uzun zaman sonra ona gittiğimde aslında her şeyin bittiğini düşünüyordum. Kalbim yangın yeriydi. İsyanlarla doluydu. Ona minnettarım çünkü beni çekip aldı o kör kuyudan. Sözleriyle yaralarımı sardı ve yeniden hayata döndürdü.

BİZ SİZİ OYUNCU, YÖNETMEN, SESLENDİRME SANATÇISI VE KİŞİSEL GELİŞİM UZMANI OLARAK TANIYORDUK ASLINDA. AMA SİZİN BİR DE YAZARLIK YÖNÜNÜZ VAR. BU KAÇINCI KİTABINIZ?

İki  röportaj, bir alternatif sağlık ve makaleler kitaplarım var. Bir de geçen yıl çıkan bir aşk, veda ve bir kavuşma hikâyesini anlattığım dokuz ay on gün adlı kitabım var.

“BİTTİ DEDİĞİN ANDA KADERİN YENİDEN YAZILIR.”  HAYAT SİZCE DE BÖYLE MİDİR? DİBE VURAN BİR İNSAN ZORLUKLARLA NASIL BAŞA ÇIKMALI? BUNUNLA İLGİLİ BİR FORMÜLÜNÜZ VAR MI ?

Evet. Hepimizin hayatında dibe vurduğumuz anlar, yaşanmışlıklar vardır. O anda alacağımız kararlar, bize uzatılan eller, hayallerimiz, karşımıza çıkan insanlar bizi alıp yeni başlangıçlara  götürebilir. Şu hayatta karşımıza çıkan her şeyin, herkesin bizim için bir görevi vardır. Bize yaşamamız gerekenleri bir  şekilde yaşatırlar. Kiminde acı, hüzün sarar yüreğimizi,  kiminde mutluluk,  kiminde farkındalık. Ve görevi biten her neyse alır başını gider. Her yaşanmışlıkta biz yeni bir yola gireriz. Farkındalığa varan bunu kana kana içer, yüreğini önce Yaradan sonra önüne çıkacaklara açar ve yeni başlangıçlara adım atar. İşte bitti dediğiniz anda kaderiniz, geleceğiniz yeniden başlar. Ya tünelin  ucundaki ışığı keşfedersiniz ya da karanlıkta duvara toslar oturursunuz. Başka çıkış yoktur. Kaderin yeniden yazılması kişinin yüreğini kendine açarak onu dinlemesi, yol göstericiliği ile hareket etmesi ve kendine inanması ile olur.

BU KİTAP İNSANLARA NELER KATACAK? ROMANIN YAZARI OLARAK DÜŞÜNCELERİNİZİ ALABİLİR MİYİM?

Kahramanlarımla kasabada yirmi bir gün geçirirken kendi hayatlarındaki benzerlikleri, sorunları veya sorun diye gördüklerini, olası çıkış noktalarını, yaşanmışlıklardaki göremedikleri karanlık noktaları veya aslında var olan aydınlığı, ertelenmişlikleri ve bunların nedenlerini görecekler. En önemlisi de birlikte, kendimize geç kalmamanın yolunu aydınlatacağız.  İçimizdeki çocuğa sımsıkı sarılacağız. Ve kitabı bitirdiğimizde inanıyorum ki yeni yirmi bir günlük rezervasyonları hep beraber beklemeye başlayacağız.

 

 

GELİŞİM KİTABI İLE SİZİN KİTABINIZ ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Kişisel gelişim  kitapları oturup reçeteler yazıyor; kırk takla at, yedi kere amuda kalk gibi. Yani hepsi teorik ders veriyor. İyi güzel de o dersleri okumak yetmiyor ki. Ben de yıllarca o dersleri  yüzlerce kitaptan okudum, binlerce atölye çalışmasına katıldım. Ama gel gör ki  babam öldüğü gün bütün öğrendiklerim uçtu gitti. Acım tarif edilemez boyuttaydı. Öğrendiğim her şeyi uygulamaya çalıştım. Ama her seferinde yüreğimdeki  kara delik kocaman oldu. Hakan’la olan karşılaşmamızdan sonra her şeyi kağıda dökmeye başladım. Kitabımda yarattığım Hakan karakteri, otele gelen misafirlerden Damla’ya yani bana elini uzattı. Ve ben kalan yaralarımı, çözemediklerimi Damla’yla beraber iyileştirdim. Damla iyileşirken ben de tünelin içindeki ışığı büyüttüm. Damla eve döndüğünde, çocuklarına kavuştuğunda  ben de kendi evime dönmüş ve çocuklarıma sarılmıştım. Şöyle bir söz var damdan düşen kişinin acısını doktor değil, damdan düşen kişi anlar. Bu romanda da damdan düşen kişiler var. Acıyı, üzüntüyü, söylenemeyenleri paylaşabilmek için. Paylaştıkça iyileşiyorsunuz çünkü. Sorunun sadece size ait olmadığını görüyorsunuz. Başkasına bakmak kendinizi görmeyi kolaylaştırıyor.

KİTABIN İÇİNDE OKUYUCULAR İÇİN KÜÇÜK SÜRPRİZLERDEN SÖZ EDİYORSUNUZ. BUNLARDAN BİRAZ BAHSEDEBİLİR MİYİZ?

Sürpriz, adı üstünde. Ama en büyük sürpriz bence kendimize giden yolu keşfetmek olacak. Hepimiz yirmi bir günlük hotel konaklamalarımızda kendimize kocaman armağanlar vermiş olacağız ve yüreğimiz bizi yeni hayallere götürecek. Mesela ben, Hotel 21’i gerçeğe dönüştürmeyi çok istiyorum. Bir gün büyüyüp ünlü(!) olursam, kitaplarım çok satar, para biriktirebilirsem Hotel 21’i gerçekten açacağım. İnanıyorum. Onun için  işe hoteli ilk önce sanal alemde açmakla başladım. Hayallerinin ne kadar büyük olduğu önemli değil. O hayallere inanıyor musun, peşinden gidecek cesaretin var mı, gerçekleştirmek üzere adımlar atıyor musun, işte o zaman hayallerine yaklaşmaya başlamışsın demek.

KİTABIN SATIŞLARI ÇOK İYİ GİDİYOR. TEBRİK EDERİZ. SİZCE BU DÖNEMDE KİTAP OKUMA ORANI ARTTI MI ?

Teşekkür ediyorum. Arttığını düşünüyorum. Özellikle gereklilikler dışında evden çıkmadan bir yasam sürmeye çalıştığımız için internet üzerinden alımlar çok daha fazla. Gönül ister ki herkesin elinde kitaplar olsun, ama ekonomik şartlardan dolayı  kimseyi de fazla sorgulayamıyorum. İnsanlar ekmek kavgasında.

SİZİN KİTAPLARINIZI OKUYANLAR ÇOK AKICI VE HIZLI BİTEN BİR KİTAP DİYORLAR? SİZ KİTABI YAZARKEN BUNU NASIL BAŞARIYORSUNUZ?

Evet, ben konuştuğum gibi yazıyorum. Derin edebiyat yapma derdim yok. Zaten insanlar beyinsel olarak yorgun. Ayrıca bir  Freud veya Sartre olmadığımı da iyi biliyorum. Benim derdim insanların yüreğine dokunabilmek, işte bu, evimden biri dedirtebilmek. Bazen çok devrik cümleler de kuruyorum, ama benim günlük hayatım bu. Evet, tiyatro sanatçısıyım, bunun dibine kadar eğitimini aldım, ama bu bir tercih meselesi. Ben benimle ve kahramanlarımla yaşasınlar istiyorum. Özdeşlesinler istiyorum. Onlarla arkadaş olsunlar, dost olsunlar, dertleşsinler istiyorum. Onlarla tanışanların kendilerini ertelemeyi bırakmalarını istiyorum. Kimse kendine geç kalmasın artık.

YAKIN GELECEKTE NE TÜR PROJELERİNİZ OLACAK ?

Hotel 21 en büyük projem. Odalarındaki her detayı çizdirdim, yastıklarının rengine kadar. Şimdi hayal etme zamanı. Serinin ikincisini de yazmaya başladım. Tiyatro projem var. Adı  ALMULA’NIN TUHAFİYE DÜKKANI.  Romanımın editörü ve beni neredeyse kırk yıla yakın zamandır tanıyan Elif Bengü Bozdemir tarafından kaleme alınıyor. Roman yazma sürecindeki gibi çok eğleniyor, gülüyor ve bir yandan da tartışarak en iyiyi bulmaya çalışıyoruz.  Oyunda interaktif, eğlenceli bir şeyler yapmaya çalışacağım. Gene güncel. Yani ben… Ayrıca Hotel 21’in içine Farkındalık ve Mutluluk Kulübü kurdum. Orada okuyucularımla beraber yaşlanmayı hayal ediyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu