ManşetRöportaj

Sarıyerli yazar Nurten Ertul: “Bir etnik kimlik hayali çöktü”

Karamanlıların Türk Hristiyanlar olduğunu, Karamanoğulları’nın da hain olmadıklarını ispatlayan romanların Sarıyerli yazarıyla sohbet ettik.  Belgesel araştırma teknikleriyle tarihi romanlar hazırlayan az sayıdaki yazarlarımızdan birisi de Nurten Ertul. Kendisiyle ilginç ve bir o kadar da az bilinen konuları seçerek hazırladığı romanları konuştuk.

SARİYERGAZETESİ.COM – RÖPORTAJ – RUKİYE AY

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Sarıyerliyim. Neredeyse bütün eğitim ve iş hayatım Sarıyer’de geçti.  Uzun yıllar çeşitli gazete ve dergilerde muhabir olarak görev yaptım. Ardından çeşitli projelerin editörlüğünü üstlendim. Gazeteci olmam sebebiyle de romanlarımı belgesel teknikleri kullanarak hazırlamak bana daha dolay geliyor. Aynı zamanda az bilinen konuları seçtiğim için araştırma sırasında ulaştığım bilgiler karşısında müthiş bir keyif alıyorum.

Romanlarınızın konuları ilginç. Hristiyan Türkler ile Karamanoğulları ve Boşnakları anlattığınız Beyaz Zambak bir de İstanbul’un gayri Müslim tarihini yazdığınız Miras. Neden bu konuları seçtiniz?

Gazetecilikte artık kendimi tekrara başlamıştım.  Bu yüzden daha özgür bir şekilde kendimi ifade edebileceğim aynı zamanda sanat ve hayal gücümü de kullanarak yeni dünyalar kurabileceğim bir alana yani roman yazarlığına yöneldim. Bunun için de az bilinen, herkesin kulaktan dolma yanlış ön yargılarla dolu olduğu konuları merak ettiğim için araştırmaya başladım. Bu yüzden Kapadokya bölgesinde yaşayan ve hiçbir özelliği olmayan sıradan insanların yaşadıkları köyleri seçtim. Köylerde yaşayan ana dili Türkçe olan dinleri de Ortodoks Hristiyan Osmanlı vatandaşlarının Cumhuriyetle birlikte Yunanistan’a zorunlu göçünün izini takip ettim. Karamanlı denilen gerçek Türk Hristiyanlar olan bu kesimin romanını yazdıktan sonra hem toplumun hem de benim merakım bitmedi. Bu yüzden Türk Hristiyanlara Karamanlı adını veren ve tarihte önemli izler bırakan Karamanoğlu  Devleti’ni araştırmaya başladım.  Karamanoğulları’da aynı Hristiyan Türkler gibi az biliniyor. Buna karşılık haklarında çok fazla yanlış ve ön yargılardan oluşan bilgiler var. Bu yüzden her iki konuyu da romanlaştırdım.

Neden roman olarak yazdınız, araştırma kitapları halinde hazırlamadınız?

Ben az bilinen ya da üzerinde ön yargıların olduğu konuların dünyasına girmeyi seviyorum. Teknik kitap hazırlamayı daha çok sahada bulunan akademisyenler ile araştırmacılara bırakıyorum. Ben onların yaptıkları çalışmaları takip ediyorum. Romanımda kullanacağım karakterleri belirliyorum. Ardından uzun bir izleme ve araştırma sürecinden sonra fikrim oluşuyor. En önemlisi de bir roman oluşturacak kadar bilgi sahibi oluyorum. Ardından da bütün bu bilgileri, kurgu ve hayal dünyamı da katarak belgelerle de destekleyerek yazıyorum.  Romanlar popüler kültüre hitap eder. Bu tip az bilinen buna karşılık herkesin bir şekilde ön yargısının oluştuğu konular aslında toplum için çok tehlikeli. Nasıl mı?  Kişiler birbirlerini tanımadan birbirleri hakkında hüküm verebiliyor. Oysa bilgi korkuları da azaltır. Ardından doğru politikalar üretilir. Birbirini tanıyan toplumların da ön yargıları biter. Bu yüzden herkesin okuduğunda anlayacağı, kendinden bir şeyler bulacağı şekilde yazıyorum.  Romanı tercih etmem bu yüzden. Anlaşılır ve ulaşılır olmak.

Peki, hedefinize ulaşabildiniz mi? Hristiyan Türkler ve Karamanoğulları geçmişe göre artık daha çok biliniyorlar. Toplumda bu şekilde geçmişe merak ve kendi tarihlerine ilgi arttı. Bu tip romanlar etkili oldu mu?

Biz de insanlar kendi geçmişlerini ve kimliklerini çok fazla bilmezler.  Bu yüzden geleceği de karanlık görürler. Sadece anı yaşarız. Bu özellikle yapılıyor. Fakat son yıllarda Elveda Kapadokya-Kimlik ile Karamanoğlu Beyi Nure Sofi tarzında kendi alanında ilk yazılan bu romanlar zaten bu alana olan ilgiyi artırdı. Aslında ben de bu ilginin sonunda bu konulara da yönelmiş olabilirim. Benim çorbada biraz katkım şu şekilde oldu: Anlaşılır halde romanları yazdım. Belgesel olduğu için konuyla ilgilenenler, geçmişlerini merak edenler romanların arkasında bulunan kaynak kitapları edindiler. Romanlarla birlikte göç yolları ve yaşadıkları coğrafyalara özel geziler düzenlediler. Artık insanlarımız kendine sunulanı değil de okuyarak, gezerek ve araştırarak kendi doğrusunu bulmaya çabalıyor.  Bunlar çok güzel gelişmeler hepimiz için. En güzeli de artık kavramlar yerine oturdu. Doğru bilgi toplumdaki ön yargıyı da kavgaları da neredeyse bitirdi. Çünkü konu anlaşıldı.

Biz çok bilmiyoruz. Bu romanlarla anlaşılır hale gelen nedir?

Karamanlıların artık Hristiyan ve Rum olarak farklı bir etnik kimlik gibi sunulmasının yanlış olduğunu öğrendik.  Karamanlı dediklerimizin Türkiye coğrafyasının pek çok yerinde yaşayan Doğu Roma döneminde buraya paralı asker olarak gelen Kıpçak-Kuman, Peçenek, Oğuz, Avar gibi Türk boyları olduğu kanıtlandı.  Karaman adını da Orta Asya ve Hazar kökenli Oğuz boylarından alındığı da kesinleşti.  Anadolu’da kurulan Karamanoğlu Devleti’nde çok sayıda ana dili Türkçe olan Hristiyanlar yaşamaktaydı. Bu Hristiyanlar Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra İstanbul’da bulunan Fener Rum Ortodoks Patrikliği’ne  “Karamanlı” olarak kaydedildiler. Yaşadıkları devletin adıyla. Oysa yapılan araştırmalara göre Karamanlıca denilen alfabe ile okuyup yazıyorlardı. Bu alfabenin özelliği Türkçe okunuyor, ancak  Yunan alfabesiyle yazılıyor. Bu yazının  Türkiye’nin doğusunda , kuzeyinde ve batısında da  olduğu anlaşıldı. Böylelikle bir bölgeye mahsus gibi sunulan bir etnik kimliğimiz daha yıllarca yapılan araştırmaların sonunda çözülmüş oldu. Tamamen meraklılardan oluşan büyük bir bilgi havuzu.  Ben de roman yazarı olarak bu havuzun içinde bulundum.

Karamanoğulları konusunda nasıl bir ilerleme sağlandı?

Karamanoğulları ile Osmanoğulları mücadelesi anlaşılır hale geldi. Karamanoğlu’nun Hristiyan bir kimlik olmadığı artık kesinlik kazandı. En önemlisi de Karamanoğlu yine ülkemizde bilinmeyen yeni konuların kapağını açtı. Biz yıllardır Türk kimdir? Nerede yaşar? Özellikleri nedir? gibi konuları hiç düşünmemişiz. Türk’ü sadece Müslüman olarak bilmişiz. Osmanlı’dan öncesi neredeyse Selçukluları bile doğru düzgün anlamamışız. Artık Hunları, Göktürkleri, Peçenekleri, Uygurları, Oğuzları,  Avarları, Gagavuzları öğreniyor. Başka bir dünyanın kapılarını açıyoruz.

Peki, neden bugüne kadar biz bu konulara hiç dikkat etmemişiz? Şimdi neden çok moda oldu bu konular?

Türk’ü sadece Müslüman olarak biliyoruz. Oysa Karay Musevisi, Hristiyan, Budist ve Gök Tengri inancında milyonlarca Türk var. Bugün özellikle Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Rusya, Çin gibi ülkelerin alt soylarının neredeyse bir kısmının Türk olduğu ortaya çıktı. Tarih bilimi gelişti. Çünkü sosyal antropoloji ile DNA ve genetik çalışmalarla birlikte konular desteklendi.  Elbette tarihi DNA ve genlerle anlatmak doğru değil. Sadece varsayımları destekledi bu bilim dalları. Ardından bütün dünyayı birbirine çok yaklaştıran internet ve sosyal medya bu konuları tahmin bile edilemeyecek bir hızla yaydı. Biz romanlarımızı sadece internet ve sosyal medya üzerinden okuyucularına ulaştırıyoruz. Sosyal medya grupları bu konularda hiç durmadan yeni bilgiler dağıtıyorlar. Belki klasik medya devam etseydi; bu bilgiler bu kadar hızla ve anlaşılarak yayılmazdı.  Dünyada bu alanda merak eden milyonlarca her dinden ve her kimlikten insanlar oluşmazdı. Değil mi?

Ben teşekkür ediyorum. Tarihin tozlu yollarında kaybolan pek çok konu günümüzün iletişim teknolojileriyle hızla gelişmiş.  Biz de toplumda Hristiyan Türkler ile Karamanoğulları gibi yanlış bilinen diğer tarihi konuların da anlaşılır hale gelmesini diliyoruz.

2 yorumlar

  1. Çok teşekkür ederiz. Emin Özbaş hocamız gibi bir değerden bunları duymak büyük bir onurdur.

  2. Kutlarım. Son iki kitabınızı da imzalı olarak kütüphanemin en güzel yerinde duran iki kitabınızın yanına koymak isterim. Akıcı anlatımınız, inanılmaz derecede ve güzel cümleleriniz takdire şayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir