Arzuhal

Yükseğe, yükseklere çıkanlar insanların daima tepesini görürler.

Halbuki, gökyüzüne çıkıp Alemi seyredenler “Hak”  adına “Halkı” görürler. Halk edilenin vaziyetini idrak ederler.

Âlem insanın içinde,  İnsanda âlemin içindedir.

Diğer bir deyişle âlem insanın içinde… İnsan âlemin içinde seyran eder. İnsan ve âlemin hikâyesi birlikte devran ederler. Arif diyor ya: “Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi… Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni.” Yeryüzüne inip, insanlarla aynı seviye ve aynı zaviyeden bakmak lazım. İnsanların yüzüne bakmak lazım, kalbine dokunmak lazım… Çektiği ızdıraplara ortak olmak lazım…

“Japonya’da 4. yüzyılın sonlarına doğru tahta oturan İmparator Nintoku, yüksek bir kuleye çıkar ve ülkesine bakar.

Gökyüzüne doğru yükselen tek duman dahi göremeyince, halkının yoksul düştüğüne ve bu yüzden hiç kimsenin evinde pirinç dahi pişiremediğini anlar.

Hemen bir ferman çıkaran Nintoku, halkının üç yıl boyunca sadece kendileri için çalışmasını emreder.

Sarayda çalışanları bile evlerine gönderir…

Sadece kendileri için çalışan halk, üç yılın sonunda bolluğa kavuşur.

Nintoku kuleye çıkar, ülkenin her yerinde ocakların tütmekte olduğunu yükselen dumanlardan anlar. Yanındaki eşine sevinç içinde “artık zenginiz” der…

İmparatoriçe ise üç yıl boyunca bakımsızlıktan dolayı her yeri eskiyen, çatısı akan, çiçekleri solmuş sarayı göstererek, sen bu halimize zenginlik mi diyorsun” der…

Nintoku’nun yanıtı, yüzyıllardır Japonlar’ın aklından çıkmaz;

“Halkın fakirliği, bizim fakirliğimizdir, zenginliği de bizim zenginliğimizdir…”

Yükseğe çıkanlar şunu bilsinler ki; yükseklerde kar var, tipi var, borani var . Fırtınası, kasırgası serttir yüksek yerlerin. İnsanı üşütür, kalbini dondurur. Yüksek yerlerden “alçağa”  düşmekte daim mümkündür. Dikkat etmek gerek!

Ayağınıza taş, gözünüze yaş değmesin, Ocağınız daim tütsün değerli okurlarım.

 

Exit mobile version