Çocuksu merakla hayata bakmak

Bir çocuğun dünyasında hiçbir şey sıradan değildir.

Aynı ağaca her gün başka bir gözle bakabilir. Bir böceğin peşinden dakikalarca gidebilir. Yağmur yağınca nedenini sorar, gökyüzüne bakıp yıldızların nerede uyuduğunu merak eder.

Bizlerse büyüdükçe sorularımız azalıyor.

Çünkü hayat bize cevapları öğretirken, merak etmeyi de yavaş yavaş unutturuyor.

Bir süre sonra aynı sokaklardan geçiyor, aynı insanlarla konuşuyor, aynı şeyleri yapıyor ve bütün bunların doğal olduğuna inanıyoruz.

Oysa belki de hayatın en büyük yanılgısı burada başlıyor. Otomatiğe bağlanmış davranışlarımızla anın duygusunu, keşfedilmemiş güzelliklerini kaçırıyoruz. Alışmakla yaşamak arasındaki farkı unutuyoruz.

Bir eve alışıyoruz, artık yuva olduğunu sorguluyoruz.

Bir insana alışıyoruz, onun varlığını garanti sanıyoruz.

Kendimize bile alışıyoruz. “Ben böyleyim” deyip işin içinden kolayca çıkıyoruz. Kendimize görünmez sınırlar çiziyoruz.

Oysa çocuklar kendilerine böyle sınırlar koymaz. Bugün resim yapmak ister, yarın dans etmek. Dün korktuğu şeyi bugün yeniden dener. Düştüğünde ağlar ama birkaç dakika sonra tekrar koşmaya başlar.

Biz ise bir kez kırıldığımızda, bütün hayatı kırgınlığımızın içinden izleriz.

Bir kez güvendiğimiz biri bizi yarı yolda bıraktığında herkese mesafe koyarız.

Bir kez canımız yandığında, o yara bandını yara iyileşse de oradan söküp atmayız.

Denemekten, tekrar baştan başlamaktan, yaralarımızın kabuklarının kalkmasından hep korkarız.

Merak etmeyi bırakırız…

İnsanın gençliği yüzünde değil, merakında saklı. Merak eden insan yaşama tutunur, çünkü hala öğrenmek istiyor. Şaşırmak istiyor, denemek istiyor, yeni şeyler keşfetmek istiyordur.

Bu yüzden bazen kendimize çocukça bir iyilik yapalım.

Bilmediğimiz bir yere gidelim ya da bildiğimiz bir yere gidip ilk defa görüyormuşuz gibi yeniden keşfedelim. Gözümüzden kaçan güzellikleri yakalamaya çalışalım. Her şeye ilk kez bakıyormuşuz gibi bakalım.

Çünkü hayatın en güzel tarafı şu:

Bize kaç yaşında olduğumuzu değil, hâlâ neyi merak ettiğimizi soruyor.

Belki de çocukluğumuzdan yanımıza almamız gereken en değerli şey, dünyaya bakarken gözlerimizde taşıdığımız o şaşkınlıktı. Bitmek bilmeyen merakımızdı.

Onu yeniden bulabilirsek, hayatta bize yeniden az da olsa çocukluk kadar güzel görünebilir.

Exit mobile version