Uzun yıllar bunun adını koyamadım. Hayatımda bir şeyler yolunda gitmediğinde, biri beni kırdığında ya da görmezden geldiğinde neden bu kadar derinden sarsıldığımı anlamıyordum. Meğer sorun yaşadıklarımda değil; sorun, çocukluktan beri içimde taşıdığım o sessiz inançmış. ‘Ben yeterince değerli değilim’
Bu his bir anda gelmedi. Kimse karşıma geçip ‘sen değersizsin’ demedi. Ama bazı çocukluklar kelimelerle değil, eksikliklerle konuşur. Sarılmanın az olduğu, duyguların hızlı geçiştirildiği, başarıların doğal, hataların büyük sayıldığı evlerde büyüyen çocuklar, kendilerini sevilmeye layık hissetmeyi öğrenemez. Ben de öğrendim sanıyordum. Oysa sadece uyum sağlamayı öğrendim.
Değersizlik hissiyle yaşamak, sürekli kendini kanıtlama çabası demek. Yorulana kadar verme, karşılık beklememeyi olgunluk sanma, sınır koyunca suçluluk duyma… En acısı da şu; insan kendini böyle yaşarken güçlü zannediyor. Halbuki içten içe hep onay bekliyor.
Yetişkin olduğumda fark ettim; biri sesini yükselttiğinde çocuk gibi küçülüyorum, biri benden uzaklaştığında hemen suçu kendimde arıyorum. Sevildiğimde şaşırıyorum, terk edildiğimde ‘zaten’ diyorum. Çünkü içimdeki çocuk çoktan karar vermiş: Ben kolay vazgeçilebilirim.
Bu hisle yüzleşmek cesaret istiyor. İnsanın kendine şunu demesi hiç de kolay değil; ‘Ben böyle hissettim ama bu gerçek olmayabilir’. En zor kısmı da burada başlıyor. Geçmişi suçlamadan ama onun üzerimde bıraktığı izleri, inkar etmeden iyileşmeye çalışmak.
Şimdi kendimle daha çok konuşuyorum. Başaramadığımda kendimi yerden yere vurmak yerine durup soruyorum: ‘Bunu sana kim öğretti?’ Çoğu cevap bugüne değil, çok eskilere ait. O yüzden kendime kızmak yerine eksik kalan yerleri tamamlamayı deniyorum.
Değersizlik hissi tamamen geçiyor mu, bilmiyorum. Ama artık beni yönetmesine izin vermiyorum. Bazen yine geliyor, kulağıma aynı cümleyi fısıldıyor. O zaman derin nefes alıp şunu söylüyorum: Bu ses benim değil geçmişin sesi.
Belki de büyümek tam da budur: Çocukken içimize yerleşen yanlış inançları fark edip, kendi gerçeğimizi yeniden yazmak. Ben hala yazıyorum. Yavaş, eksik ama daha dürüst bir yerden.
Ve belki de en zor ama en dönüştürücü adım şudur: Kendinle ilk kez gerçekten aynı tarafta durmak. Çocukken alamadığın onayı, bugün başkalarının bakışlarında aramaktan vazgeçmek.’ Beni seçmezlerse ben eksik olurum’ düşüncesini yavaş yavaş ‘Seçilmesem de ben hala değerliyim’ cümlesiyle değiştirmek.
Değersizlik hissi tamamen yok olmayabilir. Bazı günler kapıyı çalabilir, eski bir tanıdık gibi. Ama artık onu tanıyorsundur. Nereden geldiğini, kime ait olduğunu, seni tanımlamadığını bilirsin. Ve seni yönetmesine artık izin vermezsin.
Eğer bu satırları okurken boğazın düğümlendiyse, bil ki yalnız değilsin. Bu hisleri yaşayan tek kişi sen değilsin ve bu duygular senin zayıflığın değil, senin hikayenin bir parçası.
Ve seni değersiz hissettiren hiçbir hikaye, senin gerçeğin değil…