Bir asırdan fazlası… Dedelerimizin cepheden gelip saban tuttuğu günden, torunlarının tabletinden dünyayı izlediği güne kadar geçen koskoca bir ömür. Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te kurduğu ve bizlere emanet ettiği Cumhuriyet ile bir milletin kaderi değişti. Atatürk’ün “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” cümlesi, yorgun, yoksul ama başı daima dik bir milletin yeniden ayağa kalkma cümlesiydi. Cumhuriyet neydi? Atatürk’ün o unutulmaz cümlesinde söylediği gibi “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.”
103. yılını kutladığımız Cumhuriyet, sadece takvimde bir gün değil… Harf bilmeyen bir annenin çocuğunu okula gönderebilmesi, bir gazetede özgürce yazı yazabilmemiz, her sabah kız çocuklarının okula gidebilmesi, sandığa gidip kendi geleceğimize oy verebilmemiz… Unutmayalım, Cumhuriyet kolay gelmedi! Savaş meydanlarında kazanıldı ama fabrika bacasında, köy okulunda, opera sahnesinde büyüdü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bize sadece bir vatan bırakmadı. Bize “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” hedefi de bıraktı. Yani hiç durmamak, yetinmemek ve hep daha iyisini istemek…103 yıl önce yakılan o ışık sönmedi ve hiçbir zaman sönmeyecek.
Bu 29 Ekim’de bayrağımızı pencerelerimize asarken 103 yıllık bir mirasa sahip çıkıyoruz. Bu memleket bizim diyoruz. Biz neyi kutluyoruz biliyor musunuz? Sadece 29 Ekim’i değil. Bir köyde kız çocuğunun adının nüfusa ilk kez yazılışını kutluyoruz. Kadının adının olmadığı bir dönemden, gazeteci, doktor, milletvekili, pilot, muhtar olduğu bir döneme geçişi kutluyoruz. “Bu ülke benim, söz hakkım var” diyebilme gücünü kutluyoruz. Savaş meydanında kazanılır ama cehaletle, yoklukla, umutsuzlukla olan savaş devam eder. İşte o savaşı da harf devrimiyle, köy enstitüleriyle, opera perdesiyle kazandı bu millet.
İçimizdeki Cumhuriyet coşkusu daima devam edecek… 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet. Yaşasın 103. yıl.