Kendisini yaşadığı çağa ait hissetmeyen insanlardanım. Nedendir bilinmez içimde hep bir tatlı hüzünlü özlem duygusu… Nostaljik bir giysi, bir eşya ya da bir ortam gördüğüm zaman içimdeki mutluluk sebepsiz yere artar. Öyle bir atmosfer oluşur ki kendimi daha değerli hissederim. Nerede eskilerden bir şarkı gelse kulağıma içimde umutlar canlanır…
Çok değil bundan az bir zaman önce herkes için zaman daha yavaş ve buna rağmen daha verimli geçiyordu. Vakit yetersizliği gibi bir sorun yoktu. Saatteki akrep ve yelkovanın seyri daha uyumluydu. Şimdi birbirini kovalarcasına geçip giden zamanda sanki boş yere koşturup duruyoruz.
Her bayram geldiğinde aynı soru dönüp duruyor kafamda… Emek verdiğimiz, vefa gösterdiğimiz, eski günleri andığımız o dostluklar nerede kaldı? Genellikle “nerede o eski bayramlar” diye sorulsa da aslında o soru bence “nerede o eski samimi dostluklar” olsa daha doğru olur. Çünkü bayramları bayram yapan insanların toplumda yarattığı güven, vefa, samimiyet ve dostluk duygusudur.
Günümüzde gerçek samimiyeti ölçebilmek de zor… Çünkü insan denilen varlık kocaman bir tiyatro sahnesi olan şu dünyada samimiyet rolünü profesyonelce de oynayabilir… Oysa insan rolünü ne kadar iyi yaparsa yapsın gerçek benliğinden samimiyetsizce uzaklaştıkça gerçek kimliğini ve kendisini kaybeder. Kimisi yüzüne güler arkandan konuşur, kimisi dost görünür düşman gibi davranır, kimisi de sebepsiz dargınlıklar çıkarıp usulca uzaklaşır. Günün sonunda tiyatro perdesi kapanıp sahneden indiğinde ve tek başına kaldığında gelip bir huzursuzluk içine misafir olur. Sahte samimiyetler içsel bir huzursuzluğa yol açar. Yastığa başını koyduğunda ağırlığını hissettirir…
Emek dediğin, vefa dediğin, dostluk dediğin öyle çok zor da değil aslında… Sadece “gerçek” olmak gerekiyor. Çünkü “yalan” olan her şey samimiyetsizdir. Bir insanın bir insana güvenmesi, kendisinden bir şeyler anlatabilmesi, ekmeğini bölüşebilmesi, duygularını anlatabilmesi zamanla olur. Ancak gün olur öyle bir söz, öyle bir tavır ve öyle bir davranış gelir ki karşındakinden tüm emekler boşa gitmiştir. Dostluk denilen o incecik cam vazo kırılmış, içerisindeki onca emekle açtırdığın çiçekler etrafa saçılıp solmuştur. Artık ne o vazo eski haline geri döner, ne de içinden yerlere dökülüp susuzluktan solan çiçekler… O cam kırıkları insanın kalbine batar, o çatlaklardan güvensizlik sızar ve çiçekler bir daha yaşama dönemez.
Şimdi herkes teknolojik olarak birbirine çok yakın, ama hiç kimseye gerçek anlamda ulaşılamıyor. Her geçen zaman eski günleri, eski bayramları, eski dostlukları daha çok arar olduk.
Yaşadığımız çağda ben en çok güven duygusunu özlüyorum. Gerçek olmayı, yapay olmamayı, samimi ve vefalı olmayı her şeye rağmen çok seviyorum. Eski günleri özlemek o eski bayramları geri getirir mi bilinmez ben kalemim yettiğince duygu ve düşüncelerimi yazmaya gayret ediyorum.
Zaman hızla akıp giderken, bir ilkbaharın daha sonuna geldik. Yaz mevsimini karşılarken kışın tüm ağırlıklarını geride bırakıyoruz. Bayramların neşesi, huzuru ve umudu sizlerle olsun… Her şeye rağmen gülümseyebileceğimiz ve hayatı bayram gibi coşkuyla yaşayabileceğimiz mutlu yarınlar dileğiyle!
İyi bayramlar.