Yerel gazeteler “nefes” alamıyor!

Öyle bir çağ düşünün ki insanlar çok sayıda “iletişim” aracı olmasına rağmen “iletişimde olmamayı” tercih ediyor. “Hayır” kelimesi dilimizden kalkalı zaten çok uzun zaman oldu… 15 yılı bulan gazetecilik hayatımda bu kelimeyi kullanana henüz rastlamadım. Bunun yerini bambaşka bir dilsizlik aldı. Kocaman yanıtsız bir sessizlik bırakılıp, “biz size daha sonra dönelim” demekten ötesine ne yazık ki geçilemiyor. Bir de sektörde dost görünen ama aslında düşman olan meslektaşlar da yok denilmeyecek kadar fazla… Günün sonunda başarıya yaklaştıysanız zaten çok sayıda düşman bakış da kazandınız demektir…

Hiç kimsenin birbirini dinlemediği, herkesin birbirine kocaman bir önyargı ile yaklaştığı, hızdan başka bir şey bilinmeyen, günün sonunda kim aç kim tok umursanmayan bir çağdan çok da bir şey beklememek gerekiyor. “Samimiyetsiz samimiyetler” gün geçtikçe çığ gibi büyümeye devam ediyor.

***

Yerel gazetecilik bir semtin nefesi, vicdanı, hafızası ve soru soran kalemidir. Ancak ne yazık ki günümüzde yerel gazeteler artık nefes alamıyor. Bu mesleğe gönül veren, bu yolda karşılaştığı zorluklarla yalnız yürüyor. Büyük kalabalıklar içerisinde sesi duyulmaz oluyor. Kendisine konforlu bir köşe kapan, hayatın sorunlarına, meslektaşlarına ve özellikle yerel gazetelere karşı empatiden uzak ve yukarıdan bakar oluyor.

Peki, yerel gazetecilik alanında herkesin “gazeteciyim” diyerek mantar gibi çoğaldığı günümüzde habercilik nereye gidiyor? Birlik, beraberlik ve dayanışmanın hiçbir anlamı kalmadığı bu çağdan mesleki anlamda tam olarak ne bekliyoruz? İnsanlara doğru haber vermek görevimiz olan bu meslekte vicdanımızın sesini ne kadar dinliyoruz?

Sorulacak sorular çok, yanıtlar ise aslında kısa ve net! Modern çağın sorunu; birbirinden gitgide uzaklaşan, sorunlara duyarsız kalan, kendi yaşamını etkileyen olumsuzluklardan başka herhangi bir şeyi önemsemeyen bir yaşam tarzının benimsenmiş olmasıdır.

Çağın en büyük avantajı olan hızlı ve kolay iletişim, bu kadar ters etki yaparak iletişimsizlik yaratacağı elbette düşünülemezdi. Modern iletişim araçlarına sahip olduğumuzu düşündüğümüz çağımızda evet, artık ne mektup, ne filmli fotoğraf makinesi, ne daktilo kaldı… Teknoloji elbette gelişecekti, gelişen her araç eskinin yerini alacaktı… Ancak insan; geçmişte tam anlamıyla duygu ve düşünceler bütünüyken şimdi neden yapay bir varoluşla eksildi? Gelişen teknolojiyle birlikte robotların bile insansı özellikler kazandırılmaya çalışıldığı bir çağda, insan neden gitgide robotlaşıyor? Ekonomik koşulların nefes aldırmadığı, bir ailede tüm bireyler çalışsa da geçinebilmenin çok zor hatta giderek imkansız olduğu, insanların yorgunluktan bitip tükendiği halde kendisine gerçek anlamda vakit ayırabilmenin, tatil yapabilmenin lüks olduğu bir dönemden geçmiyor muyuz?

Sorular çok… Evet, ancak yanıtları ben size bırakıyorum! Elini gerçek anlamda vicdanına koyabilen herkesin, yaşadığımız çağın tüm sorunlarını büyük bir samimiyet ve duyarlılıkla görebilmesini diliyorum.

Umutla kalın.

Exit mobile version