Zaman akıp giderken

Toplum olarak zor zamanlardan geçiyoruz… Hayata karşı tahammülümüz artık çok düşük seyrediyor. Çünkü aslında en çok kendi sıkıntılarımızı çekmekte zorlanıyoruz. Elbette daha zor zamanlar da olmuştur ama her çağın dertleri birbirinden çok farklı… Yaşadığımız her zorluk hiçbirimizin hak etmediği türden ama hayat bu ya zaman akıp gidecek ve hayatta kalmak adına bu mücadelemiz aralıksız sürecek…

Her ne kadar yeni bir yıl başlasa da dertler eski yıldan devam ediyor. Hem de her yıl çoğalıyor katlanarak! Yani dertlerimize yeni yeni dertler ekliyoruz… Her insan hayatında çözebileceği ve çözemeyeceği sorunlarla karşılaşıyor. Bir insanın ilk kez yaşadığı sıkıntı bir diğer insanın daha önceden yaşadığı ve çözümünü bildiği bir sorun da olabiliyor. Bunun çözümü insanca konuşabilmek…

Ancak konuşamıyoruz!

Büyük bir sessizlik sarmalı sarmış gibi tüm toplumu…

Susuyoruz…

Ya da sadece boş yere bağırıp çağırıyoruz!

Hiç kimse birbirini gerçek anlamda dinlemiyor. Hep o çok klasik kelime: yoğunuz… Aynı zamanda stresli ve sinirliyiz de ama bunu sanırım söylemek istemiyoruz…

Zaman akıp giderken takvimlerden sadece günler veya saatlerden sadece dakikalar eksilmiyor. İnsan her gün yaşamak için verdiği bu kaos halindeki mücadelede daha çok kendinden eksiliyor… Kendinden eksilmek, en çok sağlığından, sonra hayallerinden, umutlarından ve tabi ki mutluluklarından…

Yaşamak öyle kolay bir kavram değil… Yaşadım sayabilmek için insan hayattaki mücadelesinin karşılığını tam anlamıyla alabilmeli! Yoksa hayat öyle bir çıkmaz sokağa doğru yol alıyor ki çözümü bile çözümsüzlük gibi görebilirsiniz…

Herkes için eski mutlu günlere dönebilmek mümkün mü bilinmez! Bunun için çok mücadele ve sürdürülebilir bir azim gerekiyor… Hayata kendinden eksilmeden bir şeyler katabilmek için en değerli şey sürdürülebilir olmasıdır. Her sabah güne aynı şekilde başlayıp, aynı alışkanlıklarla devam ettiğimiz rutin aslında çok kıymetlidir… Bazen sıkıldığımız, her gün birbirinin aynısı gibi hissettiren o rutinler aslında yaşamımızın en vazgeçilmez noktasıdır.

Sözün özü, hayat insan yaşamı için gittikçe zorlaşan bir halde… Hep söylerim, zam gelmeyen tek şey insan hayatı. Geri kalanı maalesef oldukça pahalı…

Ve, sözün sonu… Yaşadığımız her zorluk aslında günümüzde hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz detaylar yüzünden… Ev, iş veya toplumsal alanlarda insanı beden gücünden uzaklaştırıp robotlaştıran bir kaos gözlemliyorum. Çay, kahve, temizlik ve daha sayısız detay için makine var. Bize yapacak bir iş düşmüyor ve böylece o kadar hareketsiz kalıyoruz ki bunun için de belki günün birinde bir spor salonuna gitmemiz gerekiyor. Spor saatiniz bittiyse şimdi sıra sağlıklı bir öğün yemekte… Olmazsa olmaz dolaplardan taşsa da modası geçti diye giyilemeyenlerin yerine bir alışveriş yapmak gerek… Birkaç adım atıp çoktan yoruldunuz sanırım, o zaman bir kahve molası? Modern çağın insanı ister istemez sürüklediği ve kişisel becerileriyle üretimi bir kenara bırakıp tüketim toplumunun bir bireyi haline getirdiği bir çağdan daha ne bekleyebiliriz ki!

Bu yazıyı gerçekten bir insan yazdı… Her yeni güne uyanıp, zor da olsa “nefes” alıp verdiği sürece hayata dair umutlarını besleyen genç bir gazeteci… Bir yapay zeka yazısına denk gelseydiniz büyük ihtimalle burada yazılanlardan çok daha olumlu bir tablo çizerdi. Mutlu olurdunuz ama gerçekten değil… Gerçek mutluluk bireyin içinde bulunduğu ortamı mantıklı bir çerçevede sorgularken toplumsal çıkarları da gözetebilmesidir. Kendi mutluluklarımızı toplumu gözetmeden önceliklendirirsek sonunda çok mutsuz olmak kaçınılmazdır.

Bu satırlara gazetede, internette veya sosyal medya paylaşımında denk gelip okuyan, düşüncelerimi değerli bulan ya da yapıcı eleştirilerde bulunan her bir okuruma teşekkür ederim.

Zaman akıp giderken, daima umutla kalın!

Exit mobile version