
Ülkemiz siyasetçilerinin uzlaşamadığı başlıca konulardan biri ülkemizin ne durumda olduğu konusudur. Bendeniz ekonomist değilim. Yargı bürokrasisinden emekli bir hukukçu ve bir yurttaş olarak gözlemciyim. Genellikle çağdaşlık mücadelesi veren ülkeler de siyasi iktidarı temsil edenler iktidarda kalabilmek adına pembe ve sanal bir tablo çizerler, sorunsuz ve kusursuz bir fotoğrafı halka yansıtırlar. Çoğu zaman illüzyon yaparak insanları ikna etmeye çalışırlar. Ancak bu yöntem bir süre işe yarasa bile sonuçta çizilen tablo değil ülke gerçekleri kendisini hissettirir.
Kalkınmışlığın yada gelişmişliğin sınırlarını çağın olanaklarından yararlanma ve insanca yaşam koşulları belirler. Bir ailenin başta güvenli bir konuta sahip olması yada yararlanmasından başlayarak yeterli beslenmesi, bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarının giderilmesi, temiz bir çevrede sağlık güvencesi ile yaşamını sürdürebilmesi gereklidir.
Devam ediyoruz. Ülkemizde insanların kaçta kaçı barındıkları güvenli bir konutta ihtiyaçlarını ne ölçüde giderebiliyor, bu konuya hiç girmiyorum. Yeterli beslenme, sağlık koşulları ve güvencesi aylık ve yıllık kişi başına düşen ulusal gelir düzeyi acaba insanca yaşam için elverişli mi? İnsanların kaçta kaçı geleceklerine güvenle bakabiliyor. Emekliler ne durumda, yaşamları boyunca kaç kez tatil yapabiliyorlar.
Çocuklar ve gençler yeterli bir eğitim alıp meslek ve iş sahibi olabiliyor mu? İşte bütün bu sorunlara olumlu yanıtlar verebiliyorsak ve çağdaş batının Anayasamızda da yer bulan sosyal devlet ölçülerini yakalamışsak belki çağ atlamanın sınırlarını zorlayabilir ve iyimser olabiliriz. Ancak kaynaklarını çarçur eden, üretmeyen, tercihlerini çoğunluk çıkarları yerine taşa toprağa yatırım yaparak kullanan varlıklarını satan ve mültecilere sunan bir yönetim anlayışı bizi maalesef çağ atlatmaya değil çağın kölesi olmaya doğru yönlendiriyor… Bizi önce hukuk devletiyle buluşmak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun bir kalkınma anlayışı, tasarruf etme, kamu kaynaklarını en verimli şekilde kullanma, ulusal gelirimizi arttırma, bilim ve akılla yol alma çağ atlatabilir.
Çünkü lafla peynir gemisi yürümez…