“Hasta mutlu, biz mutlu” mottosuyla meslekte 15 yılı başarıyla geride bırakan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Atakan Güvendiren ile mesleki yaşamı, branşında en çok merak edilenler ve geleceğe dair hedefleri üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Mecidiyeköy Torun Center’daki muayenehanesinde hastalarına şifa olan Sarıyer’in tanınan ismi Güvendiren; “Tıp sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. İyi bir hekim olmanın sırrı, hastayı sadece bir “hastalık” olarak değil, bir “insan” olarak görebilmekten geçer. En büyük hedefim; kliniğimizdeki multidisipliner yapıyı daha da büyüterek, uluslararası standartlarda bir referans merkezi haline getirmek ve daha binlerce hastanın hayatına mutlulukla dokunabilmektir” diye konuştu.
Mesleki yaşamınıza dair sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Tıp eğitimimi İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra, hareketin ve fonksiyonun insan hayatındaki hayati rolüne olan inancımla Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji alanında uzmanlaştım. Yıllar içinde edindiğim klinik ve cerrahi tecrübeyi, modern tıbbın sunduğu yeniliklerle birleştirerek hastalarıma sunmaya çalışıyorum. Bugün İstanbul’da Mecidiyeköy Torun Center’daki muayenehanemde ekibimle birlikte hastalarımızın yaşam kalitesini artırmak, onları ağrısız ve aktif bir hayata geri kazandırmak için çalışmaya devam ediyorum.
Ortopedi ve Travmatoloji branşından kısaca bahsedecek olursak nasıl tanımlarsınız?
Ortopedi ve Travmatoloji, en kaba tabiriyle insan vücudunun “taşıyıcı kolonlarını” ve “hareket mekanizmasını” koruyan, tedavi eden branştır. Kemikler, eklemler, kaslar, bağlar ve sinirler gibi hareket etmemizi sağlayan tüm sistem bizim alanımıza girer.
Peki, hangi belirtiler ve şikayetlerde hastalar sizin kapınızı acilen çalmalıdır?
Ani gelişen travmalar, düşmeler veya kazalar sonrası oluşan şiddetli ağrı, şekil bozukluğu ve üzerine basamama durumlarında hiç vakit kaybedilmemelidir! Bunun yanı sıra; eklemlerde aniden gelişen kızarıklık, şişlik ve yüksek ateş (eklem enfeksiyonu belirtisi olabilir), kollara veya bacaklara yayılan güç kaybı ya da hissizliğe yol açan şiddetli bel ve boyun ağrıları (mesela düşük ayak) acil müdahale gerektiren durumlardır.
Bir ortopedi doktoru olarak muayenehanenizde gününüz nasıl geçiyor?
Muayenehanede günüm oldukça dinamik ve insan odaklı geçiyor. Sabah ameliyat hastalarımızın durumlarını ve tetkiklerini inceleyerek güne başlıyoruz. Gün boyu yeni hastalarımızın muayeneleriyle yoğun bir mesai harcıyoruz. Bizim için en önemli unsur, her hastaya hak ettiği zamanı ayırabilmek. Akşamüstü ise genellikle o günün ameliyat planlamalarını gözden geçiriyor ve ekibimizle günü değerlendiriyoruz.
Teknolojik gelişmeler ortopedi alanını nasıl değiştirdi?
Teknoloji ortopedide adeta bir devrim yarattı. Geçmişe kıyasla bugün çok daha minimal invaziv (küçük kesilerle yapılan) cerrahiler uyguluyoruz. Robotik cerrahi, yeni navigasyon ve kamera sistemleri sayesinde protez ve artroskopi ameliyatlarında hata payını sıfıra yakın seviyelere indirdik. Ayrıca biyolojik tedaviler (kök hücre, PRP uygulamaları) ve rejeneratif tıp ile hastaların iyileşme sürelerini inanılmaz derecede kısalttı. Eskiden haftalarca yatan hastalar, bugün ertesi gün ayağa kalkabiliyor.
Bel ve boyun fıtığında herkesin bildiği ama yanlış olan 3 bilgi nedir?
Yanlış 1: “Her fıtık mutlaka ameliyat gerektirir.” Gerçekte fıtıkların %90-95’i istirahat, ilaç, fizik tedavi ve enjeksiyonlarla iyileşir. Cerrahı sadece güç kaybı ve geçmeyen şiddetli ağrılarda düşünürüz.
Yanlış 2: “Fıtık olunca sert yerde yatmak gerekir.” Yerde veya çok sert yatakta yatmak omurga mekaniğini bozar. Doğrusu, vücut ergonomisine uygun, yarı ortopedik yataklardır.
Yanlış 3: “Fıtığı olan kişi hiç hareket etmemeli, sürekli dinlenmelidir.” Akut dönem geçtikten sonra hareketsizlik kasları zayıflatır ve fıtığı kötüleştirir. Omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek için kontrollü egzersiz şarttır.
Genetik faktörler varsa ve kireçlenme kaçınılmaz mıdır?
Genetik yatkınlık, kireçlenme (artroz) riskini artırır ancak bu durum kesinlikle “kaçınılmaz bir son” değildir. Genlerinizde bu eğilim olsa bile; rejeneratif tıp, kilonuzu ideal seviyede tutarak eklemlere binen yükü azaltmak, düzenli egzersizle eklem çevresi kaslarınızı güçlü tutmak ve doğru beslenmeyle kireçlenmenin ortaya çıkışını onlarca yıl geciktirebilir. Yönetim büyük oranda bizim elimizdedir.
Omurga, kemik ve eklem sağlığımız için günlük yaşamımıza neler katmalıyız?
Öncelikle hareketi katmalıyız; her gün en az 30 dakika tempolu yürüyüş omurga ve eklem beslenmesi için şarttır. İkinci olarak doğru postür (duruş) bilincini yerleştirmeliyiz; masa başında çalışırken dik oturmalı ve saat başı ayağa kalkmalıyız. Son olarak da yeterli su tüketimi ve kalsiyum / D vitamini dengesine özen göstererek kemik kalitemizi desteklemeliyiz.
Genç doktorlara ve tıp fakültesi öğrencilerine tavsiyeniz ne olur?
Tıp sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. Genç meslektaşlarıma en büyük tavsiyem; teknolojiyi ve literatürü çok yakından takip etsinler ama hastayla olan insani bağlarını asla koparmasınlar. İyi bir hekim olmanın sırrı, hastayı sadece bir “hastalık” olarak değil, bir “insan” olarak görebilmekten geçer. Sabırlı olsunlar, meraklarını hiç kaybetmesinler ve mesleklerini severek yapsınlar.
Sizce en sık yaşanılan durumlardan bir örnek verecek olursanız, hangi durumda fizik tedavi yeterli, hangi durumda ameliyat şarttır?
En sık karşılaştığımız diz önü ağrıları veya menisküs yırtıklarını örnek verebiliriz. Eğer menisküste mekanik bir takılma, kilitlenme yoksa ve yırtık stabil ise doğru bir fizik tedavi, diz çevresi kaslarını güçlendirme ve kilo kontrolü ile beraber biyolojik tedavide eklenmesi hasta için tamamen yeterlidir. Ancak dizde sürekli kilitlenme oluyorsa, hasta adım atamıyorsa veya yırtık eklem kıkırdağına zarar verecek boyuttaysa, orada cerrahi müdahale (artroskopi) şart hale gelir.
Sağlık alanında son zamanlarda duymaya başladığımız Longevity (uzun ömürlülük) için, sizin de Ortopedi ve Travmatoloji branşında sağlıklı yaş alma sürecine yönelik çalışmalarınız var mı?
Kesinlikle. Longevity, yani sadece uzun yaşamak değil, “kaliteli ve aktif yaşlanmak” modern tıbbın kalbidir. Ortopedide bunu “Musculoskeletal Longevity” (Kas-İskelet Sistemi Uzun Ömürlülüğü) olarak ele alıyoruz. Muayenehanemizde hastalarımızın sadece mevcut ağrılarını tedavi etmiyor; koruyucu hekimlik kapsamında eklem içi enjeksiyonlar, kişiye özel egzersiz reçeteleri ve biyolojik yenileyici tedavilerle, onların 70-80 yaşlarında bile kendi işlerini görebilen, yürüyebilen ve aktif kalan bireyler olmalarını hedefliyoruz.
“Hasta mutlu, biz mutlu” mottosuyla meslekte 15 yılı geride bıraktınız. Bu mottonuzun ortaya çıkışına da değinerek mesleğinizde geleceğe dair hedeflerinizi anlatır mısınız?
Meslek hayatım boyunca gördüm ki, bir hastanın muayenehaneden ağrısı hafiflemiş, kafasındaki sorular çözülmüş ve yüzü gülerek ayrılması, bir hekim için en büyük tatmin kaynağıdır. “Hasta mutlu, biz mutlu…” sözü tam olarak bu karşılıklı enerjiden doğdu. Bizim mutluluğumuz, hastamızın sağlığına kavuşmasıyla eşdeğer. 15 yılı devirdiğimiz bu yolda geleceğe dair en büyük hedefim; kliniğimizdeki multidisipliner yapıyı (ortopedi, fizik tedavi ve modern rejeneratif tıbbı bir arada sunan konsepti) daha da büyüterek, uluslararası standartlarda bir referans merkezi haline getirmek ve daha binlerce hastanın hayatına mutlulukla dokunabilmektir.
Sarıyer’i çok seven bir Sarıyerli olarak Sarıyer Gazetesi okurlarımıza bir mesajınız var mı?
Sarıyer, doğasıyla, deniziyle ve kendine has sıcak insan dokusuyla İstanbul’un en özel, en güzel köşelerinden biri. Bir Sarıyerli olarak bu ilçede yaşamanın keyfi paha biçilemez. Tüm Sarıyer Gazetesi okurlarına, bu güzel ilçenin tadını bol bol hareket ederek, yürüyüşler yaparak ve doğayla iç içe çıkaracakları, sağlık ve hareket dolu bir ömür diliyorum.
