Sağlıklı toplum, güçlü gelecek için Türk Böbrek Vakfı ve Türk Kalp Vakfı bir araya geldi. Uzmanlar, erken tanı ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti.
Toplumda yaygın olarak görülen diyabet, hipertansiyon, obezite, metabolik sendrom, yüksek kolesterol ve damar kireçlenmesi gibi pek çok sağlık sorunu ve risk faktörü hem kalp hem de böbrekleri olumsuz etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlıyor.
Kalp ve böbreklerin birbiriyle yakın ilişkisi nedeniyle, bir organda meydana gelen sağlık sorunu diğer organın işlevlerini de etkileyebiliyor. “Kardiyorenal Sendrom” olarak adlandırılan bu tablo, kalp ve böbreklerde karşılıklı olarak gelişen işlev bozukluklarıyla ortaya çıkıyor. Bu önemli sağlık sorununa dikkat çekmek, toplumda farkındalık oluşturmak ve önlenebilir hastalıkların önüne geçmek amacıyla Türk Kalp Vakfı, Türk Böbrek Vakfı ve Artvinliler Hizmet Vakfı iş birliğiyle halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Kardiyorenal sendromun yanı sıra hastalığın oluşumunda rol oynayan risk faktörleri, belirti ve bulgular, korunma yöntemleri ve tedavi seçenekleri konusunda Türkiye’nin farklı bölgelerinde konferanslar ve farkındalık etkinlikleri düzenleniyor.
Bu çalışmalar kapsamında, Artvin Valiliği ve Artvin Belediyesi‘nin destekleriyle Artvin halkına yönelik gerçekleştirilen halk konferansında Artvinliler Hizmet Vakfı Başkanı Esen Yağcı, Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türk Kalp Vakfı Başkanı Kenan Güven, Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türk Kalp Vakfı Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Türkan Ertuğrul ve Türk Kalp Vakfı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Deniz Kılıç bir araya geldi.
TÜRK BÖBREK VAKFI BAŞKANI TİMUR ERK: “KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ DÜŞÜNEMEYİZ”
Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk konuşmasında, kalp ve böbreklerin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğine dikkat çekerek, kardiyorenal sendromun toplum sağlığı açısından taşıdığı öneme vurgu yaptı.
“Çoğu zaman vücudumuzdaki organları birbirinden bağımsız çalışan mekanizmalar gibi düşünürüz. ‘Kalbim ağrıyor’, ‘şekerim yükseldi’ ya da ‘böbreğimde sorun var’ deriz. Oysa vücudumuz kusursuz bir orkestradır ve bu orkestranın en önemli iki üyesi kalp ve böbreklerdir” diyen Timur Erk, kalp ile böbrek arasındaki yakın ilişkinin sağlık açısından büyük önem taşıdığını belirtti.
Kardiyorenal sendromun, kalp ve böbrek arasındaki karşılıklı etkileşimin çarpıcı bir göstergesi olduğunu ifade eden Erk, “Kalp hastalandığında böbrek, böbrek hastalandığında ise kalp olumsuz etkilenebiliyor. Yüksek tansiyon, diyabet, obezite, yüksek kolesterol ve damar sertliği gibi toplumumuzda yaygın görülen risk faktörleri, aynı anda hem kalp hem de böbrek sağlığını tehdit ediyor” dedi.
Kalp, böbrek ve metabolizma sağlığının bir bütün olarak ele alınması gerektiğine dikkat çeken Erk, koruyucu sağlık hizmetlerinin ve erken farkındalığın önemine vurgu yaptı. Erk, dünyada da bu üç alan arasındaki ilişkinin giderek daha fazla gündeme geldiğini belirterek, toplumun kalp ve böbrek sağlığı konusunda bilinçlendirilmesinin, önlenebilir hastalıkların ve buna bağlı sağlık sorunlarının azaltılmasında önemli rol oynadığını ifade etti.
“Dünyanın da odaklandığı bu hayati bağlantıyı bugün Artvin’den Türkiye gündemine taşıyoruz” diyen Timur Erk, sağlıklı bir toplum için kalp ve böbrek sağlığının birlikte korunması gerektiğini vurguladı.
TÜRK KALP VAKFI BAŞKANI KENAN GÜVEN: “HASTALIK ORTAYA ÇIKMADAN ÖNCE ÖNLEM ALMAK BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”
Türk Kalp Vakfı Başkanı Kenan Güven, Vakfın kuruluşundan bu yana temel amacının kalp ve damar hastalıklarının önlenmesine katkı sağlamak, toplumu bilinçlendirmek ve insanların hastalanmadan önce sağlıklarına sahip çıkmalarını sağlamak olduğunu belirtti. Türk Kalp Vakfı’nın 1975 yılında değerli iş insanları ve hekimler tarafından kurulan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu hatırlatan Güven, koruyucu hekimliğin Vakfın çalışmalarında her zaman öncelikli bir yere sahip olduğunu vurguladı.
Vakfımız, kalp damar hastalıkları konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla ülke genelinde bilgilendirme toplantıları düzenlemektedir.Bu kapsamda, bazen tek başımıza bazen de çeşitli kurum ve kuruluşlarla da işbirlikleri yapıyoruz. Bugün de aynı zamanda üyesi bulunduğum Artvinliler Hizmet Vakfı ve Türk Böbrek Vakfı ile birlikte burada bulunuyoruz.
Güven, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesinin yanı sıra hastalık ortaya çıkmadan önce gerekli önlemlerin alınmasının da büyük önem taşıdığını belirterek şöyle konuştu:
“Erken fark edilen bir risk faktörünün zamanında tedavi edilmesi, belki de bir insanın hayatının kurtulmasına vesile olacaktır. İşte bizim için asıl anlamlı olan budur. Bu nedenle koruyucu hekimlik, diğer bir deyişle halk sağlığı, bizim için her zaman öncelikli olmuştur.”
Yıllar içerisinde milyonlarca kişiye ulaşarak toplumun sağlık bilincine katkı sağlamanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Güven, koruyucu sağlık hizmetlerine yapılan yatırımların gelecekte ortaya çıkabilecek daha büyük sağlık sorunlarının ve ekonomik yüklerin azaltılmasına da katkı sağlayacağını söyledi.
Türk Kalp Vakfı’nın çalışmalarını yalnızca İstanbul ile sınırlı tutmadığını belirten Güven, ülke genelinde çeşitli illerde gerçekleştirilen halk konferansları, ulusal ve uluslararası projelerle toplumun farklı kesimlerine ulaşmaya devam ettiklerini kaydetti.
UEFA ve Dünya Kalp Federasyonu destekli “Şehirdeki Çocuklar” projesiyle çocukların fiziksel aktivitenin önemini kavramalarına katkı sağladıklarını belirten Güven, Avrupa Birliği fonu destekli “Batman Projesi” kapsamında ise yaklaşık 90 bin kişiye ulaşıldığını ifade etti.
Türk Kalp Vakfı’nın 26 yıldır Dünya Kalp Günü kapsamında uluslararası kuruluşlarla iş birlikleri gerçekleştirdiğini de belirten Güven, tıp ve teknolojideki gelişmelerin yanı sıra yaşam süresinin uzaması ve toplumların yaş ortalamasının yükselmesinin koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini daha da artırdığını söyledi.
Güven, önümüzdeki dönemde yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte kalp ve damar hastalıklarının toplum sağlığı açısından daha fazla gündeme geleceğine dikkat çekerek, “Bilime, teknolojiye ve çağın gerekliliklerine uyum sağlayarak çalışmalarımızı geliştirmeliyiz.” dedi.
Konferansta ayrıca Artvin Valisi Dr. Turan Ergün ve Artvin Belediye Başkanı Bilgehan Erdem de birer konuşma gerçekleştirerek, toplum sağlığının korunması ve sağlık konusunda farkındalığın artırılmasına yönelik bu anlamlı çalışmanın önemine dikkat çektiler.
Artvin Valisi Dr. Turan Ergün, toplum sağlığının korunması ve vatandaşların sağlık konusunda bilinçlendirilmesine yönelik bu tür çalışmaların büyük önem taşıdığını belirterek, “Kalp ve böbrek sağlığı konusunda farkındalık oluşturan bu anlamlı konferansın Artvin halkına önemli katkılar sağlayacağına inanıyor, emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.” dedi.
Artvin Belediye Başkanı Bilgehan Erdem; sağlıklı bir toplum için koruyucu sağlık çalışmalarının ve doğru bilgilendirmenin önemine dikkat çekerek, “Artvin halkının sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlayan bu değerli buluşmaya ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Toplum sağlığına yönelik çalışmalarının artarak devam etmesini diliyorum.” ifadelerini kullandı.
PROF. DR. TÜRKAN ERTUĞRUL: “ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON DA GÖRÜLEBİLİR”
Konferansta çocuklarda hipertansiyon konusunda bilgi veren Türk Kalp Vakfı Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Türkan Ertuğrul, hipertansiyonun yalnızca yetişkinlere özgü bir hastalık olmadığını vurguladı.
Çocuklarda hipertansiyonun yetişkinlere göre daha düşük oranda görülmesine rağmen önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirten Ertuğrul, özellikle erken tanı konulmadığında kalp, böbrek, göz ve beyin gibi hayati organlarda kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi.
Erişkinlerde hipertansiyon oranının yaklaşık yüzde 33 seviyesinde olduğunu, çocuklarda ise genel olarak yüzde 2-4 oranında görüldüğünü belirten Ertuğrul, ergenlerde ve fazla kilolu çocuklarda bu oranın yüzde 15’lere kadar çıkabildiğini bildiren çalışmalar bulunduğunu ifade etti.
Hipertansiyonun temel olarak kan basıncının yükselmesi anlamına geldiğini belirten Ertuğrul, tansiyon ölçümünde sistolik kan basıncının “büyük tansiyon”, diyastolik kan basıncının ise “küçük tansiyon” olarak ifade edildiğini anlattı.
“ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON ÇOĞU ZAMAN SESSİZ İLERLİYOR”
Çocuklarda hipertansiyonun çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ertuğrul, bu nedenle hastalığın tanısında düzenli kan basıncı ölçümünün büyük önem taşıdığını söyledi.
Ertuğrul, “Çocuklarda tansiyon olur mu?” şeklindeki yanlış algının değiştirilmesi gerektiğini belirterek, özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde kan basıncı ölçümünün rutin sağlık kontrollerinin önemli bir parçası olması gerektiğini vurguladı.
Çocuklarda hipertansiyonun baş ağrısı, yorgunluk, uykuya dalmakta güçlük, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kulak çınlaması gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini belirten Ertuğrul, ağır hipertansiyon tablolarında burun kanaması, kusma, ciddi taşikardi, görme bozukluğu ve bilinç değişiklikleri gibi daha ciddi belirtilerin ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Hipertansiyon riskinin azaltılması için çocukların dengeli ve sağlıklı beslenmesi, tuz tüketiminin azaltılması, yüksek kalorili ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması gerektiğini belirten Ertuğrul; gazlı ve enerji içecekleri ile aşırı kafein tüketiminden kaçınılmasını, fazla kilosu bulunan çocukların ise uzman kontrolünde uygun beslenme ve egzersiz programlarına yönlendirilmesini önerdi.
Düzenli fiziksel aktivitenin önemine de dikkat çeken Ertuğrul, çocukların haftada en az 4-5 gün, 30-60 dakika düzenli egzersiz yapmasının sağlıklı yaşam açısından önemli olduğunu söyledi.
Ebeveynlere de çağrıda bulunan Prof. Dr. Türkan Ertuğrul, “Çocuklarda da hipertansiyon olabilir ve çoğu zaman belirti vermeyebilir. Bu nedenle rutin muayenelerde, doğru manşon ve doğru teknik kullanılarak çocuğun kan basıncı mutlaka ölçülmelidir. Sağlıklı beslenme, az tuz tüketimi, hareket, spor, yeterli uyku ve düzenli sağlık kontrolleri çocuklarımız için vazgeçilmez olmalıdır.” dedi.
Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen: “Kronik böbrek hastalığı popülasyonu dünyada 700 milyon civarında. 500 milyon civarında tip-2 diyabet hastası olarak hesaplanıyor. Yaklaşık 64 milyon civarında da kalp yetersizliği hastası olduğu biliniyor. Rakamlar görüyorsunuz ki korkutucu boyutlarda. Türkiye’de bu durumda neredeyiz diye derneklerimizin yaptığı güzel çalışmalar var. Türk Nefroloji Derneği olarak bizim de oldukça net bilgilerimiz var. 2011-12 yıllarında yapmış olduğumuz Türkiye’deki tüm coğrafi bölgelerden örneklenme usulüne göre yapılan yaklaşık 10 bin hastayı içeren kronik böbrek hastalığı sıklığı yüzde 17. Her 6 kişiden 1’in de böbrek yetersizliği saptamak mümkün. İlerleyen dönemlerde de bu hastaların en ileri aşamaya gidip diyaliz ya da nakil gereksinimi duymaları mümkün. Dolayısıyla çok yoğun bir hasta popülasyonu var. Bu hastalarla ilintili olabilecek diyabet sıklığı Türkiye’de yüzde 13-15 civarında. 6-7 kişiden birinde diyabet olduğunu varsaymak gerekiyor.
Hipertansiyonumuz biraz daha fazla. O da erişkin popülasyonunda yüzde 32 civarında. Her 3 kişinden 1’inde hipertansiyon saptıyoruz. Bu rakamları bilerek konuşmak ve ileriye bakmak gerekiyor. Eğer bu hastalıkları tedavi etmezseniz sonuçları çok kötü oluyor.
Türkiye’de bu konularda yapacak çok şey var. Bazı ilaçlara kullanım izni verilmiyor, bazı ilaçlar izinle alınabiliyor fakat dernekler, vakıflar yararlılığı gösterdikçe, kanıt arttıkça devletimiz onay çıkarıyor ve insanların yararlanmasını sağlıyoruz.
“TÜRKİYE’DE HER YIL YAKLAŞIK 12 BİN HASTA DİYALİZE GİDİYOR VE BU HASTALARIN YÜZDE 10’UNU KAYBEDİYORUZ”
“Böbrek yetersizliği 5 evreye ayrılıyor. En kötü evre 5’inci olan, burada diyaliz hastalarından bahsediyoruz. Evre 3 ve 4 hastaları genellikle semptomları ağır olmadığı için hekime ulaşmada zorlanıyorlar. Bu hastaları iyi taramak gerekiyor. O aşamada yakalarsak diyalize giden hasta sıklığını da azaltmamız mümkün.
“HEDEF: HASTALIĞI 3. – 4. EVREDE YAKALAMAK”
Türkiye’de her sene milyon nüfus başına 150 hasta diyalize gidiyor. Yaklaşık 11-12 bine yakın bir rakam. Diyalize giren hastalarımızın yüzde 10’unu kaybediyoruz. Özellikle kalp-damar hastalarını kaybediyoruz. 7-8 bin hasta diyalizde hayatını kaybediyor yerine 12-13 bin hasta giriyor. Bu da diyaliz hasta popülasyonu sıklığını getiriyor. Bir diyaliz hastasının devlete maliyeti senede genellikle 20-25 bin dolar arası. Dolar olarak söylememizin nedeni ise kullandığımız sarf malzemelerin hepsi yurt dışından geliyor olması. Hastalığı 3-4 evrede yakalamamız gerekiyor. Bu hastaların tamamını nefrologlar görmüyor. Görse hastalıkların yönetimi çok kolay oluyor. Belki hasta 40 yaşında, 70 yaşında diyalize ihtiyaç görür hale geliyor. Onun için bu konularda ciddi düzenlemeler gerekiyor. Özellikle hipertansiyon ve diyabet bu bahsettiğim kronik böbrek yetersizliklerinin altındaki temel neden. Bu hastalıklar çok büyük bir kesimi ilgilendirdiği için erken tanınması lazım. Diyabetin ve hipertansiyonun bu kadar yoğun olduğu bir ülkede sık taramalar yapmak gerekiyor.
Türk Böbrek Vakfı’na çok teşekkür ediyorum. Buradaki amaç tamamen bilinç yerleştirmek. Eğer küçük yaştaki bir çocuğu iyi eğitirseniz, sporu hayatına sokarsanız bu tip hastalıklar çok geç geliyor. Ama bunun bir kültür olması ve herkesin yapması gerekiyor.” dedi.
DR. HÜSEYİN DENİZ KILIÇ: “KALP VE BÖBREKLER BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜLEMEZ”
Türk Kalp Vakfı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Deniz Kılıç ise kalp ve böbreklerin fonksiyonları açısından bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gereken iki hayati organ olduğunu belirtti.
Kalbin vücut dokularına ihtiyaç duydukları kanı pompaladığını, böbreklerin ise kanı metabolik artıklardan arındırmak, asit-baz ve elektrolit dengesini sağlamak ve vücuttaki sıvı hacmini düzenlemek gibi önemli görevler üstlendiğini ifade eden Kılıç, böbreklerin bu görevlerini yerine getirebilmesi için sürekli ve yeterli kan akımına ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Kalbin kan pompalama gücünün azaldığı kronik kalp yetersizliği ve kardiyojenik şok gibi durumlarda böbrek fonksiyonlarının da bozulabildiğini belirten Kılıç, böbrek fonksiyonlarındaki bozulmanın hastanın klinik seyri açısından önemli bir takip kriteri olduğunu ifade etti.
“DİYABET VE HİPERTANSİYON HEM KALBİ HEM BÖBREKLERİ ETKİLİYOR”
Diyabet ve arteriyel hipertansiyonun hem kalp hem de böbrekleri yapısal ve fonksiyonel açıdan olumsuz etkileyen iki önemli hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Kılıç, diyabetin koroner arter hastalığı açısından en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu ve kronik böbrek yetmezliğinin de en sık nedenleri arasında yer aldığını söyledi.
Diyabete bağlı böbrek hasarının erken göstergelerinden biri olan idrarda protein görülmesinin aynı zamanda koroner arter hastalığı açısından da önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Kılıç, diyabetin kalp damarlarında tıkanıklığa yol açmasının yanı sıra kalp kasını ve böbrekleri de etkileyerek kalp sağlığını bozabildiğini ifade etti.
Arteriyel hipertansiyonun da kalp ve böbrekler arasında karşılıklı bir etkileşim oluşturduğuna dikkat çeken Kılıç, böbrek hastalıklarının hipertansiyonun önemli nedenleri arasında bulunduğunu, kontrolsüz hipertansiyonun ise zaman içinde böbrek hasarına yol açabildiğini söyledi.
TEDAVİDE KALP VE BÖBREK FONKSİYONLARI BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİ
Kardiyorenal sendromun yönetiminde kalp ve böbrek fonksiyonlarının birlikte değerlendirilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Dr. Kılıç, hipertansiyon, kalp yetersizliği, kalp kapak hastalıkları ve ritim bozukluklarının tedavisinde kullanılan ilaçların seçiminde böbrek fonksiyonlarının mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Kardiyoloji pratiğinde kullanılan bazı ilaçların böbrek fonksiyonları gözetilerek reçete edilmesi ve gerektiğinde dozlarının buna göre düzenlenmesi gerektiğini ifade eden Kılıç, tedavi sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti.
Koroner anjiyografi sırasında kullanılan kontrast maddelerin, özellikle böbrek fonksiyonları bozulmuş hastalarda böbrekler üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini belirten Kılıç, bu nedenle anjiyografi öncesinde böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda işlem öncesi ve sonrasında uygun sıvı tedavisiyle böbreklerin korunması gerektiğini söyledi.
Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, “Kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinin her aşamasında böbrek fonksiyonlarının takip edilmesi, ortak risk faktörlerinin yönetiminde koordineli hareket edilmesi hayati öneme sahiptir.” dedi.
ORTAK HEDEF: ÖNLENEBİLİR HASTALIKLARIN ÖNÜNE GEÇMEK
Türk Kalp Vakfı ve Türk Böbrek Vakfı, bu çalışmalarla toplumun kalp ve böbrek sağlığı konusunda bilinçlendirilmesini, erken tanının öneminin anlatılmasını ve başta hipertansiyon, diyabet, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları olmak üzere önlenebilir risk faktörleriyle mücadele konusunda farkındalığın artırılmasını hedefliyor.
“Sağlıklı toplum, güçlü gelecek” anlayışıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, kalp ve böbrek sağlığının bir bütün olarak ele alınması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin toplum genelinde daha güçlü şekilde benimsenmesi amaçlanıyor.
