Gelecek Partisi Kurucularından, Dünya E-Basın Konseyi Başkanı gazeteci Hasan Taşkın yazdı:
Davutoğlu 11 parti kurucusunun toplu istifası sorulunca “Siyasi ahlaksızlık” dedi ya, işte o zaman yazmalı ve konuşmalıyım dedim.
Liyakat, temiz siyaset, yolsuzluklara tepki, siyasi ahlak, vefa vs. ne kadar insani söylemler değil mi?
Bunları söyleyen kişide doğal olarak bu hassasiyetlerin olduğunu düşündüm çoğu insan gibi… Kişi kendinden bilir ya karşısındakini.
Bir de uzun iktidar dönemleri yaşayan siyasi partilerin tüm bu kavramlar konusunda yıpranmışlığı söz konusu olur. Hataları günahları sevapları, adaletsizlikleri konuşulur, tartışılır.
Meğer bu durumu fırsata çevirmek de bir başka siyasetmiş.
Yeni ve temiz bir siyaset için Ak Parti’den kopup yola çıktığını söyleyen bir akademisyen, bir eski Başbakan’a inanıp, sonra yolda söylemlerinin tam tersi icraatlarını görmek çok incitici oldu benim açımdan. ‘Biz dedik’ diyenleri duyar gibiyim. Bazı şeyleri görmek ve deneyimlemek gerekir. Hele seçim dönemi daha da net ortaya çıktı. Gazeteci de görmeden bilmeden yazamaz. Bazı şeyleri de düzeltebileceğini sanır. Benim nasibim de bunları millete duyurmak olacaktı demek ki…
Tanık olduklarımın çok çok azını burada yazacağım.
“Siyasi ahlaksızlık” diyor ya Ahmet Hoca;
Davutoğlu’nun başında olduğu Gelecek Partisi’nde her kesimin çok iyi tanıdığı bir kurucunun (Nezaketen adını yazmıyorum. İsterse kendi açıklayabilir) 14 Mayıs seçimleri öncesinde Milletvekili aday adaylığı başvurusunu yapmaması bunu istememesi üzerine YSK’ya başvuru süresine bir gün kala Genel Başkan olarak Ahmet Davutoğlu’nun arayıp “Sen bizim için çok önemlisin. Başvurunu yap dosyanı bekliyorum” diyerek başvuru yaptırmasına rağmen, CHP’nin verdiği kontenjan listesinde adını yazmaması ve bu kurucunun bu nedenle milletvekili aday listesinde olamaması siyasi ahlaksızlık değil mi?
Dahası milletvekili aday adayı başvurusu dahi yapmayan, partiye aday adaylığı ücreti dahi ödemeyen bir kişiyi CHP’nin en garantili sırasından milletvekili seçilmesini sağlamak siyasi ahlaksızlık değil mi? Temiz siyaset diye haykıran bir genel başkana yakıştı mı?
Tüm kuruculara ve parti teşkilatlarına aday adayı olun genel başkanı destekleyin diye insanlara umut verip, sonra CHP listesinden 10 kolladığın yada çekindiğin adamına yer açmak siyasi ahlaksızlık değil mi? Kaldı ki seçilenlerin neredeyse tamamı eski Ak Partili… Bir ikisi de CHP kökenli. Kendi parti bayrağını bir kenara bırakıp. CHP’liyi CHP listesinden aday yapmak da farklı bir strateji olsa gerek.
Kendin bir tane bile vekil üretememişsin.
Kurucular toplantısında CHP’ye ağır sözler söyleyip, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde kendisi dahi oy vermeyeceğini söyleyen, tehditkar konuşanların en garantili yerlerden hiç çalışmadan CHP’den milletvekili seçilmeleri siyasi ahlaksızlık değil mi? Milletin oyunu cebinde sanmak nasıl bir siyasi dehalık acaba?
Tehditlere mi boyun eğdiniz?
Tek adam diye haykırıyordun ya… Sen de tek adamlık yaparak liyakate bakmadan kimseye danışmadan istediğin 10 kişiyi CHP’li seçmenin oyu ile seçtirmen siyasi ahlaksızlık değil mi?
İstanbul İl Başkanlığı’nda seçimlerden önce milletvekili listeleri belirsizken, sizinle görüşmek istedim. Ama siz tam 2,5 saat il başkanı ile görüşünce tüm görüşmeler iptal oldu. Bende beklemedim. (Zaten hiç görüşemedim ki) Bu görüşmede İl Başkanın sizden ne istedi? Siz ne verdiniz? Ne karşılığında? En garanti yerden milletvekili yaptığınız bu kişi ile 2,5 saatlik görüşmenin perde arkasında siyasi ahlaksızlık var mı?
En yakınında tuttukların toplantılarda kendi partilerinden çok HDP savunuculuğu yapmadılar mı? Bütün bunlara sessiz kalman siyasi ahlaksızlık değil mi?
Tek tek yazmayacağım. Ama söylemlerinin tam tersi icraatlarını fırsat buldukça anlatacağım. Çünkü gazeteci milletin aynasıdır. Bu milletin hizmetine talip olanların da söylemlerinin tersi ne yaptıklarının bilme hakları vardır. Senin söyleminle eylemin bir olmadı. Sen nasıl Erdoğan diye başlıyorsan, ben de Hoca diye başlayacağım.
Siyasete girdiğime pişman değilim.Sadece 32 yıldır siyaset sahnesinde yer alan Süleyman Demirel’den, Erbakan’a, Ecevit’ten Özal’a, Mesut Yılmaz’dan, Bahçeli ve Erdoğan’a kadar gazeteci olarak haber takipleri ile edindiğim deneyimlerin zerresini aktaramamak beni üzdü. Bu nedenle milletimden özür dilerim.
Zaten Ahmet Hoca en iyisini bilirdi. Kimsenin fikrine de ihtiyacı yoktu. Ona kurucu olacak kadar sayı lazımdı. Kurucu sayısı çok olsa çok güçlü gelmiş olacaktı. Mesele buydu. Çünkü O Hoca ve Başbakan, herkese ders verendir. Ben kendi kendime gelin güvey oluvermişim.
Vefasızlık nedir peki?
Partiyi kurduğun en zor dönemde, mahalle baskılarına karşı dik duruş ile senin yanında yer alıp Gelecek Partisi Kurucusu olan değerlere vefan var mı Ahmet Hoca…
Ben şahsen babamı kaybettim ne cenazeme geldin ne taziyeme. Annemi kaybettim ne cenazeme geldin ne taziyeme.
Tüm bunlar ve daha yazamadığım onlarca olaydan sonra 11 Kurucu ile birlikte 28 Mayıs seçimlerinden bir hafta önce istifa ettik. O kuruculardan ikisi senin danışmanın. Bizden önce ve bizimle istifa eden her kurucunun onlarca hikayesi olduğunu da belirtmeliyim. Hiç biri umurunda olmadı mı? Herkes konuşsa kitap olur inan. Ben yazarsam kitabın adını da “Hoca’nın ihaneti” koyarım. İstifa edenleri ‘Kişi’ olarak görmen yerine insan olarak görmeni dilerdim.
İstifa öncesi bize en samimi olduklarımız aracığı ile baskı uygulayıp, “seçimden sonra tek tek sessiz istifa etsinler” dedin ya tam da kendine yakışanı yaptın. Bir de her gün partiye her Allah’ın günü gelip yükünü çeken iki arkadaşımıza geri dönün baskısı yaptınız ya onları kıymetli gördüğünüz için değil, onlardan daha çok yararlanmak için olduğunu biliyorlar. Keşke “en zor dönemimizde bizimle yola çıktılar, 4 yıl bizimle yol yürüdüler. Kendilerine teşekkür ederiz” diyebilecek nezaketiniz olsaydı. Ak Parti için kınadıklarınızın fazlasını yaptınız.
İstifa ederken 11 arkadaşımızla yaptığımız açıklamaların tamamı parti programına aykırı tek adam çalışmanıza karşı duruştu. Ama sizler kişiselleştirdiniz, biz değil.
Olmaz değil mi? Çünkü sen hala kendini Başbakan sanıyorsun. Parti Genel Başkanlık katını başbakanlığa çevirmiş, başbakanlık oynuyorsun. Partiden maaşlı kurucularının keyfi yerinde tabi. Çileyi çekenler, bedel ödeyenlerin kıymeti yok mantığı siyasi ahlaka sığar mı? Senkendini dahi yönetemiyorsun, seni yönetenler vekil oldular, sen vekil bile olamamışsın. Meclisteki vekillerin lidersiz kaldılar. Fatih Erbakan kadar bir duruş dahi gösteremeyip kendi bayrağınla seçime gireme cesareti gösteremedin. Şimdi kimin çatısına girelim diye çare arıyorsun.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacağına o kadar inandırdılar ki seni. Seni inandıranlar kendileri inanmadıkları için vekil oldular. Hem de CHP seçmeninin oyu ile… CHP’ye vefa borcu olanlar ise mazbata alır almaz CHP’den istifa ettiler bile… Yetmedi birçoğu iktidara yeşil ışık yakan twitler bile attılar. Eleştirdikleri Cumhurbaşkanına dönüp, bak sen bizi vekil yapmadın ama biz yine de geldik. Şimdi bizi de gör deyiverdiler işte.
Dost acı söyler.
Cumhurbaşkanlığı yardımcılığının seçimle değil, atamayla gerçekleştirilen sadece sekreterya görevi olduğunun bile farkında değildin. Lider olmak yol arkadaşlarına vefalı olmakla başlar. İstişare ile gitseydin parti olarak bugün farklı konumda bile olabilirdin.
Deneyim akademisyen olmakla kazanılmıyor, sahada her şey sevgili Ahmet Hoca… Diploma diye hava atmakla da olmuyor, olmadı.
Parti kurulduğundan beri bir kez bile oturup konuşma gereği görmediklerin belki de senin siyasi başarına katkı sunacaklardı. İnsan insanın nasibidir bilen için.
4 Yıldır halını hatırını dahi sormadığın onlarca kurucu senin için ve 10 kişi için çalıştı, çalışıyor. Kimin hakkı kimde kalmış şimdi? O insanlar senin için sadece sayı değil mi? Sessizce istifa etsinler, gitsinler ama gölge etmesinler değil mi? 4 yıldır ödedikleri bedelin önemi yok değil mi?
Duayen siyasetçi Demirel’in Kara Kutusu Orhan Keçeli’nin bir sözü var buraya not düşeyim. Der ki;
“Bir insan ömründe bir kez bana iyilik etse o kişi ömrümün sonuna kadar benim dostumdur. Sürekli bana iyilik etmek zorunda değildir.”
Gerçi bu söz senin eylemlerine ters ama dursun burada, faydalanan olur belki.
Ha bu arada 10 Vekil derken Selçuk Özdağ’a haksızlık yapmak istemiyorum. Partinin yükünü çekip, saldırıya uğramasına rağmen, seçilecek en zor yere ve Muğla 4. Sıraya koymak da siyasi ahlaksızlık değil mi? En garantili yerden seçtirdiklerin daha mı işin ehli? Liyakate ne oldu? Laf oldu!..
Şuradan yazıyorum. İnsanı kullanarak yükselme siyaseti güden kişi asla lider olamaz. Olsa olsa siyasi mevta olur. Erdoğan niye hep kazanıyor onu söyleyeyim mi? Vefa, Vefa, Vefa…
Ha unutmadan, senin genel başkan yardımcılarından biri 11 kurucu olarak istifa etmemize karşı twit atıp iktidardan rüşvet aldığımızı ima etmiş. Sağda solda da külliyeden üst düzey bir kişiden bu yönde bilgi aldığını söylüyor. Külliyeden değil üst düzey, en alt düzey memur bile ona selam dahi vermez bunu herkes bilir. Kendi yalanına böyle inanacaklarını mı sanıyor? Bir de parti binasının onarımında neler konuşuldu tartışması açmayalım. Herkes haddini bilecek.
Ayrıca, bana “hocaya ihanet ettin” dedirtmene gerek yoktu. İş ihanete gelirse kimin kime ihanet ettiği de dökülür.
Bide hayal kurmayın, kimse partinizin derdinde de değil. Partiniz dağılsın diye uğraşsalar zaten dağılır. Pamuk ipliğine bağlı hale getiren de genel başkanın ta kendisidir. Suçlu aramayı bırakıp hatalarınızla yüzleşin.
Millete bile güvenemediğiniz için kendi bayrağınızı bırakıp CHP’nin seçmeni üzerinde vekil oldunuz. Sonra da o seçmeni meclise adım atar atmaz sattınız. Millet size niye güvensin ki!..
