Ayazağa’da sel bitti, peki tehlike bitti mi?

14 Ekim’de Ayazağa’da yaşanan sel felaketi, Sarıyer tarihine kara bir gün olarak geçti. Yedi vatandaşımız hayatını kaybetti. Yaklaşık 500 ev, 126 iş yeri ve 200 araç zarar gördü. Milyarlarca liralık maddi zararın konuşulduğu bu felaket, geride acı, gözyaşı ve cevap bekleyen onlarca soru bıraktı. Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Ancak artık önümüze bakmak ve şu soruyu sormak zorundayız: Ayazağa’da bir daha böyle bir felaket yaşanmaması için ne yapacağız? Selin ardından devletin bütün kurumları harekete geçti. İstanbul Valiliği, AFAD, İBB, İSKİ, Sarıyer Belediyesi ve diğer kurumlar bölgede önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Dere yatağında bulunan bazı yapılar yıkıldı, dere ıslahına yönelik çalışmalar başlatıldı. Bunlar elbette önemli ve gerekli adımlar. Peki, yeterli mi? Asıl mesele bundan sonra başlayacak.

Ayazağa’da dere yatağında bulunan bütün yapılar incelendi mi? Sadece yıkılan binalar mı tehlike oluşturuyordu? Dere boyunca başka riskli yapılar var mı? Bugün yıkılmayan binaların yarın başka bir sel felaketinde zarar görmeyeceğinin garantisi var mı? Bence öncelikle bu soruların cevapları kamuoyuyla paylaşılmalı. İSKİ tarafından hazırlanan dere ıslah projesi mahalle sakinlerine ayrıntılarıyla anlatılmalı. Dere yatağı ve taşkın riski bulunan alanların sınırları açıkça belirlenmeli. Riskli yapıların durumu bilimsel ve teknik raporlarla ortaya konulmalı. Sadece dereyi temizlemek veya birkaç binayı yıkmakla bu sorun çözülmez. Ayazağa’nın yağmur suyu altyapısı, kanalizasyon hatları, köprüleri, menfezleri ve su tahliye sistemleri baştan sona incelenmeli. Şiddetli yağışlarda suyun nerelerde biriktiği, hangi noktalarda dere yatağının daraldığı belirlenmeli. Gerekirse bölgenin tamamı için yeni bir taşkın önleme master planı hazırlanmalı. Bir başka önemli konu da erken uyarı sistemi. Vatandaşlar sel tehlikesi ortaya çıkmadan önce bilgilendirilmeli. Riskli bölgelerde alarm sistemleri kurulmalı, tahliye güzergâhları belirlenmeli ve mahalle sakinlerine düzenli afet eğitimi verilmeli. En önemlisi de dere yataklarında yeni yapılaşmaya kesinlikle izin verilmemeli. Bugüne kadar yapılan hataların bedelini vatandaşlarımız canlarıyla ve mallarıyla ödedi. Bundan sonra aynı yanlışların tekrarlanmasına göz yumulmamalı. Elbette bütün bunlar yapılırken vatandaşlar da mağdur edilmemeli. Evi veya iş yeri yıkılması gereken insanlara hukuka uygun, adil ve uygulanabilir çözümler sunulmalı. Selden zarar gören esnafın ve vatandaşların yaraları bir an önce sarılmalı.

Buradan İstanbul Valiliğine, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, İSKİ’ye, Sarıyer Belediyesine ve ilgili bütün kurumlara bir çağrıda bulunmak istiyorum: Ayazağa için kısa, orta ve uzun vadeli bir sel önleme eylem planı hazırlayın. Bu planın takvimini, bütçesini ve sorumlularını kamuoyuna açıklayın. Çünkü mesele yalnızca bugünkü felaketin izlerini silmek değil, yarın yaşanabilecek yeni felaketleri önlemektir. Unutmayalım! Sel suları çekilir, çamurlar temizlenir, yıkılan binaların yerine yenileri yapılabilir. Ama kaybettiğimiz yedi canı geri getiremeyiz. Ayazağa’nın artık sözlere değil, kalıcı çözümlere ihtiyacı var. Ve son sözüm şu: Bir sonraki büyük yağmurda aynı acıları yaşamamak için bugünden harekete geçmek zorundayız.

Mobil sürümden çık