Sarıyer’de yeni bir sayfa açılabilir

Sarıyer denince akla Boğaz gelir, yeşil gelir, İstanbul’un en değerli semtlerinden biri gelir… Ama Sarıyer’de yaşayan yüz binlerce insan için bütün bu güzelliklerin yanında yıllardır değişmeyen başka bir gerçek daha var: Tapu meselesi… Bir evin içinde onlarca yıl yaşayan, çocuklarını o evde büyüten, vergisini ödeyen, elektrik ve suyunu kullanan, mahallesine, sokağına, komşusuna sahip çıkan insanlar hâlâ mülkiyet güvencesini bekliyor. Kimi 20 yıldır… Kimi 30 yıldır… Kimi 40 yıldır… Hatta bazı bölgelerde bu mesele neredeyse yarım asra yaklaşmış durumda. Nitekim İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Sarıyer’deki mülkiyet probleminin geçmişinin yaklaşık 50 yıla dayandığını ifade etmiş ve 2024 yılında alınan kararlarla 10 mahallede önemli bir aşamaya gelindiğini açıklamıştı. Peki, şimdi ne olacak? Asıl soru budur. Çünkü artık Sarıyerlinin sabrı da, zamanı da daralıyor.

TAPU SADECE BİR KÂĞIT DEĞİLDİR

Tapu meselesini sadece “vatandaşın eline bir belge verilmesi” şeklinde değerlendirmek büyük bir hata olur. Tapu; güvendir. Tapu; mülkiyet hakkıdır. Tapu; çocuklara bırakılabilecek bir mirastır. Tapu; bankadan kredi alabilmenin, evini yenileyebilmenin, mülkünü ekonomik değere dönüştürebilmenin temelidir. Ve belki de bugün her şeyden daha önemlisi: Tapu, kentsel dönüşümün anahtarıdır. Çünkü mülkiyet sorunu çözülmeden Sarıyer’de sağlıklı bir kentsel dönüşüm gerçekleştirmek son derece zor. Sarıyer Belediyesi’nin geçmiş yıllardaki resmi çalışmalarında da açıkça vurgulandığı gibi, mülkiyet sorununun çözülmesi ve hak sahipliğinin belirlenmesi kentsel dönüşümün önündeki temel meselelerden biri olarak ortaya konulmuştu. Burada artık hepimizin aynı noktada buluşması gerekiyor: Sarıyer’de tapu sorunu ile kentsel dönüşüm birbirinden ayrı düşünülemez.

DEPREM KAPIDA, BİZ HÂLÂ TAPUYU KONUŞUYORUZ

İstanbul’un deprem gerçeğini artık kimse inkâr edemez. Olası büyük İstanbul depremi konusunda yıllardır uyarılar yapılıyor. Sarıyer de bu gerçeğin dışında değil. Bugün ilçenin birçok mahallesinde eski yapıların bulunduğunu hepimiz biliyoruz. Peki, vatandaş evini yenilemek istiyor mu? Evet. Çoğu vatandaş istiyor. Peki, neden yenileyemiyor? İşte burada tapu ve mülkiyet problemi karşımıza çıkıyor. Vatandaşın mülkiyet durumu net değilse; arsa payı belli değilse, hak sahipliği konusunda belirsizlik varsa, imar durumu yeterli değilse, kentsel dönüşüm konusunda hangi modelin uygulanacağı bilinmiyorsa, vatandaşın müteahhitle masaya oturması da zorlaşıyor. Sonuç? Eski bina yerinde duruyor. Deprem riski devam ediyor. Vatandaş bekliyor. Yıllar geçiyor. Ve her geçen yıl risk büyüyor. İBB’nin Sarıyer Boğaziçi Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgesi planlarına ilişkin açıklamasında da yeni plan kararlarının deprem riskine karşı daha dirençli yapı stokuna ulaşmayı ve kentsel dönüşüme imkân sağlamayı hedeflediği belirtiliyor. İşte tam da burada sorulması gereken soru şu: Plan varsa, tapu varsa, vatandaşın hakkı belliyse neden dönüşüm hızlanmasın?

SARIYERLİ RANT DEĞİL, HAKKINI İSTİYOR

Sarıyer’de tapu meselesi konuşulduğunda bazen yanlış bir algı ortaya çıkıyor. Sanki vatandaş çok büyük bir şey istiyormuş gibi… Oysa vatandaşın istediği son derece basit: Yaşadığı evin ve üzerinde bulunduğu mülkün hukuki güvencesini istiyor. Yıllardır aynı mahallede yaşayan insanlardan söz ediyoruz. Çocukluğu burada geçmiş. Çocuğu burada doğmuş. Torunu burada büyüyor. Mahallesine aidiyet duygusu var. Vergisini veriyor. Sokağını biliyor. Komşusunu biliyor. Ama evinin hukuki geleceği konusunda hâlâ soru işaretleri taşıyor. Bu kabul edilebilir bir durum olmamalı. Sarıyerli artık seçimden seçime tapu vaadi duymak istemiyor. Sarıyerli artık “çözülecek” cümlesini değil, “Şu tarihte şu mahallede şu işlem başlayacak” cümlesini duymak istiyor. Çünkü artık söz değil, takvim gerekiyor.

2024’TE ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI, AMA YETMEZ

19 Şubat 2024 tarihinde İBB Meclisi’nde alınan kararla Kocataş, Poligon, Çayırbaşı, Rumelihisarüstü, Sarıdağ, Kazım Karabekir Paşa, Reşitpaşa, Cumhuriyet, Emirgan ve Çamlıtepe gibi mahalleleri ilgilendiren mülkiyet sorununda önemli bir aşamaya gelindi. İBB, yaklaşık 5 milyon metrekarelik alanda 200 bin hak sahibini ilgilendiren bir süreçten söz etti. Bu küçümsenecek bir gelişme değildir. Tam tersine… Yıllardır çözülemeyen bir problemin çözümü için önemli bir kapı açılmıştır. Fakat kapının açılması başka, vatandaşın içeri girmesi başka. Karar alınması başka, tapu senedinin vatandaşın eline geçmesi başka. İşte bundan sonraki süreç burada önem kazanıyor. Sarıyerlinin beklentisi artık şudur: “Peki benim tapum ne zaman?” Bu sorunun cevabı mahalle mahalle, sokak sokak, parsel parsel anlatılmalıdır.

TAPU VERİLECEKSE, SÜREÇ ŞEFFAF OLMALI

Bence Sarıyer’de bundan sonraki süreçte yapılması gereken en önemli şeylerden biri şeffaflıktır. Vatandaş bilmeli. Hangi mahallede hangi parseller çözüldü? Hangi parsellerde sorun var? Hangi parseller için hangi kurum işlem yapacak? Hangi aşamadayız? Vatandaş hangi belgeyi verecek? Ne kadar ödeme yapılacak? Ödeme nasıl yapılacak? Tapu ne zaman verilecek? Kentsel dönüşüm hangi aşamada başlayabilecek? Bütün bunların vatandaşın anlayabileceği bir dille açıklanması gerekiyor. Çünkü belirsizlik, yıllardır Sarıyerlinin en büyük sorunu. Belirsizlik insanı yorar.

KENTSEL DÖNÜŞÜMDE VATANDAŞIN EVİ ELİNDEN ALINMAMALI

Bir başka önemli konu da kentsel dönüşüm. Sarıyer’de dönüşüm yapılacaksa bunun adı sadece “bina yenileme” olmamalı. Sarıyer’in sosyal dokusu korunmalı. Mahalle kültürü korunmalı. İnsanlar yaşadıkları yerlerden koparılmamalı. Dar gelirli vatandaş, yıllardır yaşadığı mahalleden uzaklaştırılmamalı. Kentsel dönüşüm adı altında insanların ekonomik olarak yaşayamayacağı yeni bir düzen ortaya çıkmamalı. Yerinde dönüşüm temel prensip olmalı. Vatandaşın rızası, hakkı ve ekonomik gücü dikkate alınmalı. Çünkü Sarıyer sadece binalardan oluşmuyor. Sarıyer; insanlarıyla Sarıyer. Mahalleleriyle Sarıyer. Komşuluklarıyla Sarıyer. Hatıralarıyla Sarıyer.

BİR EVİN DEĞERİ SADECE METREKARESİ DEĞİLDİR

Bugün bir müteahhit için 100 metrekare bir daire, bir metrekare hesabıdır. Ama o evde yaşayan vatandaş için aynı 100 metrekare; 30 yıllık bir hayattır. Çocuklarının odasıdır. Anne-babasının hatırasıdır. Bayram sofralarıdır. Düğünlerdir. Cenazelerdir. Komşuluklardır. Kısacası hayattır. Bu nedenle kentsel dönüşüm sadece matematik hesabıyla yapılmamalıdır. İnsan faktörü gözden kaçırılmamalıdır.

SARIYER’İN TAPU ÇİLESİ

Bugün Sarıyer’in önünde önemli bir fırsat var. Yıllardır konuşulan mülkiyet sorununda geçmişe göre daha somut adımlar atılmış durumda. İmar planları konusunda çalışmalar yapıldı. Mülkiyet sorununun çözümü için kararlar alındı. Kentsel dönüşümün önü açılmaya çalışılıyor. Şimdi yapılması gereken; bu süreci hızlandırmak. Belediye… İBB… Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı… Tapu ve Kadastro birimleri… Muhtarlıklar… Siyasi partiler… Meslek odaları… Ve en önemlisi vatandaş… Aynı masada buluşmalı. Çünkü bu mesele bir siyasi partinin meselesi değildir. Bu mesele; Sarıyer meselesidir.

ARTIK “TAPU VERİLECEK” DEĞİL, “TAPU VERİLDİ” DEMELİYİZ

Sarıyerli yıllardır aynı cümleyi duyuyor: “Tapu sorunu çözülecek.” Artık bu cümleyi değiştirme zamanı geldi. “Tapu sorunu çözüldü.” Bunu söyleyebilmeliyiz. Ve bunu sadece siyasi söylem olarak değil, vatandaşın elindeki tapu senediyle gösterebilmeliyiz. Bir mahallede yüzlerce insan yıllardır tapu bekliyorsa, o mahallede yaşayan insanların geleceği de askıda demektir. Çocukların geleceği askıda. Binaların geleceği askıda. Kentsel dönüşüm askıda. Depreme karşı hazırlık askıda. Bu nedenle tapu meselesini artık bir bürokrasi dosyası olmaktan çıkarmak zorundayız. Bu, can güvenliği meselesidir.

DEPREM OLDUKTAN SONRA DEĞİL, ÖNCE HAREKETE GEÇELİM

Türkiye’nin deprem acılarını defalarca yaşadık. Her depremden sonra aynı soruları sorduk: “Binalar neden dayanıklı değildi?” “Neden dönüşüm zamanında yapılmadı?” “Neden insanlar hazırlıksız yakalandı?” Sonra bir süre konuştuk ve gündem değişti. Sarıyer’de aynı hatayı yapmayalım. Bugün elimizde fırsat varken; önce tapu, sonra imar, ardından güvenli yapı. Ama bunların hepsi birbirine bağlı. Vatandaşın mülkiyeti netleşecek. İmar hakkı netleşecek. Hak sahipliği netleşecek. Finansman modeli oluşturulacak. Ve ardından güvenli yapılar yükselecek.

SARIYER’İN ÇOCUKLARINA BIRAKACAĞIMIZ MİRAS NE OLACAK?

Aslında mesele sadece bugünün meselesi değil. Bugün tapu bekleyenlerin önemli bir bölümü yaşlandı. Onların çocukları büyüdü. Torunları oldu. Bazıları hayatını kaybetti. Ama sorun hâlâ aynı yerde duruyor. Bir kuşaktan diğerine aktarılan bir bekleyiş… İşte buna artık son vermek gerekiyor. Sarıyer’in çocuklarına bırakacağımız miras; tapu sorunu olmamalı. Sarıyer’in çocuklarına bırakacağımız miras; depreme dayanıklı evler olmalı. Güvenli sokaklar… Sağlam altyapı… Yeşil alanlar… Modern mahalleler… Ve en önemlisi; hukuki güvencesi olan bir yaşam.

SON SÖZ

Sarıyer’in tapu meselesi artık ertelenebilecek bir mesele değildir. Onlarca yıl bekleyen vatandaşın daha fazla beklemeye tahammülü yok. İstanbul deprem gerçeğiyle karşı karşıyayken, eski ve riskli yapıların dönüşümünü yıllarca sürecek bürokratik süreçlere mahkûm etmek de doğru değildir. Bugün yapılması gereken bellidir: Tapu sorununu hızla çöz. İmar sorununu netleştir. Hak sahipliğini belirle. Vatandaşın hakkını güvence altına al. Yerinde ve adil kentsel dönüşümü başlat. Depreme dayanıklı binaları yükselt. Ve bütün bunları yaparken; Sarıyerliyi kendi mahallesinden koparma. Çünkü Sarıyerli yıllardır çok şey istemedi. Sadece yaşadığı evin geleceğini bilmek istedi. Sadece çocuklarına güvenli bir yuva bırakmak istedi. Sadece “Bu ev benim” diyebilmek istedi. Şimdi sıra bu insanların sesini gerçekten duymakta. Sarıyer’in tapu meselesi artık seçim meydanlarının sloganı değil, çözüm masasının konusu olmalıdır. Çünkü Sarıyerli yıllardır bekliyor. Ve artık Sarıyerli haklı olarak şunu soruyor: “Daha ne kadar bekleyeceğiz?”

Exit mobile version