Bazı mevsimler sadece havayı değiştirmez, insanın içini de değiştirir. Yaz da tam olarak böyledir. Takvimde sadece birkaç ayın adı olarak görünür ama aslında ruhun üstündeki ağır örtüyü kaldıran görünmez bir eldir.
Kış boyunca insanlar biraz içine kapanır. Daha az güler, daha az dışarı çıkar, daha çok düşünür. Gün erken kararır, insanın enerjisi de onunla birlikte çekilir sanki. Sonra bir sabah pencereyi açarsınız…
Havada farklı bir koku vardır. Güneş daha sıcak vurur. Sokaktan çocuk sesleri gelir. Ve içinizde uzun zamandır unuttuğunuz bir his kıpırdanır: “Belki her şey yeniden başlayabilir”
Yazın en güzel tarafı budur. İnsana ikinci bir şans hissi verir.
Sadece deniz, tatil ya da bronz ten değildir mesele. Yaz; umut etmeyi yeniden hatırlamaktır. İnsanların yüzü biraz daha yumuşar, sokaklar daha canlı olur. Kahveler dışarı taşar, gece yürüyüşleri başlar, insanlar “eve kapanmak” yerine “hayata karışmak” ister.
Belki de bu yüzden yaz aşkları unutulmazdır. Çünkü yazın insanın kalbi daha açıktır. Daha cesurdur duygular. Kışın mantık konuşur, yazın hisler…
Ama yaz sadece aşk mevsimi değildir. Aynı zamanda kendini toparlama mevsimidir. İnsan daha çok aynaya bakar, daha çok yürür, daha çok müzik dinler. Balkında içilen bir bardak çay bile terapi gibi gelir. Çünkü güneş sadece teni değil, zihni de ısıtır.
İstanbul bile değişir mesela… Sabahları deniz kokusu daha belirgin hissedilir. Boğaz kenarında oturan biri, birkaç dakikalığına da olsa hayatın telaşını unutur. Gün batımı biraz daha uzun sürsün istenir.
Belki de insanın gerçekten ihtiyacı olan şey bazen büyük mucizeler değil; içini ısıtacak küçük mevsimlerdir.
Yaz bize şunu hatırlatır:
Hayat hala güzel olabilir.
Bir kahkaha hala içten gelebilir.
Bir akşamüstü insanın bütün yükünü hafifletebilir.
Ve ne olursa olsun…
İnsanın içini her zaman yeniden ısıtacak bir yaz vardır.