Saç Boyamak Kalbi de Genç Tutar mı?

Geçtiğimiz günlerde ilginç bir yorumla karşılaştım:

“Saçını boyayan, genç görünmeye özen gösteren insanların kalp sağlığı daha mı iyi?”

İlk bakışta bu soru bilimsel olmaktan çok magazinsel gibi görünebilir. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, bu sorunun arkasında düşündürücü bir gerçek olabileceğini gösteriyor..

Tabi ki saç boyası kalbi korumaz. Bugüne kadar saçını boyamanın kalp hastalıklarını azalttığını gösteren bir bilimsel kanıt yoktur.

Ancak genç görünmek isteyen kişiler yalnızca aynaya baktıklarında daha genç görünmek istemiyor; aynı zamanda daha hareketli bir yaşam sürüyor, beslenmelerine dikkat ediyor, sigara kullanmıyor, düzenli sağlık kontrollerini yaptırıyor ve ilaçlarını daha düzenli kullanıyor. Sonuç olarak kalp-damar hastalıkları açısından daha düşük risk taşıyorlar.

Bugün artık tıpta yalnızca takvim yaşını değil, biyolojik yaşı da konuşuyoruz. Bir kişi 65 yaşında olabilir ama damarları ve kalbi 55 yaşındaki kadar sağlıklı olabilir. Tam tersine, 45 yaşındaki bir kişinin damarları 60 yaşındaki birine benzeyebilir.

Yani araştırmaların dikkat çektiği başka bir nokta var: Kendine özen gösteren insanlar, çoğu zaman sağlıklarına da daha fazla özen gösteriyor.

Araştırmalar gösteriyor ki; kan basıncını kontrol altında tutmak, kolesterolü düzenlemek, kan şekerini dengelemek, düzenli egzersiz yapmak, kaliteli uyumak ve sigara içmemek biyolojik yaşın daha genç kalmasına katkı sağlıyor. Kalbi genç kalan insanların yaşam süresi uzuyor ve kalp krizi riski belirgin şekilde azalıyor.

Bu nedenle belki de saçını boyamak bir semboldür. Çünkü insan kendine değer verdiğinde, bunu yalnızca dış görünüşüne değil, sağlığına da yansıtır.

Bir kardiyolog olarak polikliniğimde sıkça görüyorum. Kendine özen gösteren hastalar sadece daha şık giyinmiyor; yürüyüşlerini aksatmıyor, ilaçlarını düzenli kullanıyor, beslenmelerine dikkat ediyor ve kontrollerini ihmal etmiyor. Bunun tam tersi de çoğu zaman geçerli. Hayattan kopan, kendini ihmal eden kişiler, sağlıklarını da ihmal etmeye başlayabiliyor. O nedenle hastaların psikolojik be duygusal olarak desteklenmesi gerekiyor.

Elbette bunun istisnaları vardır. Ancak genel eğilim bize önemli bir mesaj veriyor.

Genç görünmeye çalışmak tek başına bir sağlık göstergesi değildir. Fakat genç kalmaya çalışmak çoğu zaman sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bir yansımasıdır.

Kalbimizi genç tutan şey saçımızın rengi değil; attığımız adımlar, tabağımıza koyduklarımız, sigaradan uzak durmamız, kaliteli uykumuz ve yaşam sevincimizdir.

Belki de aynaya her baktığımızda kendimize şu soruyu da sormalıyız:

Bugün kalbim için ne yaptım?

Çünkü gerçek gençlik, yalnızca yüzde değil; damarlarda, kalpte ve yaşam biçiminde saklıdır.

Görünüş kadar biyolojik yaşımızı da genç tutalım.

Exit mobile version