Şiire Çekiyorum

Bazı yazılarımda kendimden söz etmişim. Sarıdağ’ın susuzluğundan, Sarıdağ’a gelen tasfiye tebligatından, yayımlanan kitabımdan, çıkan müzik albümümden…

“Çok mu bencilim?” diye düşündüm. Semtin ve insanların mutlaka daha büyük dertleri vardı. Belki de susmam gereken yerde konuşmuş, konuşmam gereken yerde susmuş olabilirim.

Ama insan zaten öyle değil midir? Büyük meseleleri de kendi hikâyesinin içinden görür.

Bir musluk sustuğunda sadece su kesilmez, bir tebligat geldiğinde yalnızca bir kâğıt düşmez kapıya. Hayat akar, şiir de onunla birlikte.

Ve şiir, her zaman kişisel başlar; insan önce kendi hayatının içinden konuşur.

Şimdi de “Şiire Çekiyorum Seni” derken sanırım bir hâli çağırıyorum…

Gürültünün içinde kaybolan o ince sesi, o küçük nefesi çağırıyorum. Çünkü şehir büyüdükçe sözcükler sertleşiyor, bakışlar dikleşiyor. Belki şiir, bir adım geri çekilip yeniden bakmayı hatırlatabilir bize diye düşlüyorum. Bunlar safça duygular, artık biliyorum.

Büyük şehirlerde küçük hikâyeler kolayca kayboluyor. Bir su sorunu, bir imar kararı, bir tebligat… Hepsi kısa bir haber başlığına dönüşüyor ama yaşayanlar için hayatın tam ortasında duran gerçekler bunlar. Yazdığım şiirlerde ya da şarkılarda bu kırılmanın izleri varsa, belki de fark etmeden şehrin hafızasını tutmaya çalıştığımdandır.

Bir akşamüstü ışığına bakmak, bir sokak köşesinde durmak, bir melodinin içinde kaybolmak…

Gürültü azalıyor, cümleler inceliyor. İnsan, kendini anlatırken başkalarının hikâyesine de dokunduğunu fark ediyor. Bencilim sandığım şey, giderek ortak bir yalnızlığa seslenmek oluyor. Elimden başka bir şey gelmiyor ve şiire çekiyorum…

“Şiire Çekiyorum Seni” yüksek sesli bir çağrı değil belki; daha çok aralık kalmış bir kapı. Çünkü şiir zorlamaz, bekler. Belki bir gün sessizliğimize denk gelir de duyarız diye.

Yazdığım, çizdiğim her şey sanki aynı yerden besleniyor: bir suskunluktan, bir dirençten, bir şehirden, bu şehirden… Küçük anları korumaya çalışıyoruz yıkıp geçene rağmen.

Bir sokak lambasının altında uzayan gölgeye bakıyorum; bir vedanın ağırlığına, bir mahallenin sabrına… Ona tutunuyorum, oraya.

Hafızanın sustuğu zamanlarda insanın elinde kalan tek şey bazen bu oluyor. Şiir de belki sadece bir kayıt; gürültüye karşı düşülmüş küçük bir not…

Yüksek sesle söylenenlerin artık duyulmadığını öğrendiğimiz yaşlara geldik galiba.

İşte bu biraz hüzün veriyor.Şiire çekiyorum…

Exit mobile version