Her mevsimin ayrı bir güzelliği var derler… Evet, tıpkı insan yaşamında her yaşın ayrı bir güzelliği olması gibi! Ve, bence her insan en çok doğduğu mevsime benzer. Günler, haftalar, aylar, yıllar… Gelip geçen bir rüzgar gibidir. Ömür bir başlayıversin, gerisi su gibi akıp geçer…
Bir yaz daha bitiyor! Herkesin en sevdiği mevsimlerden biri değil midir yaz? Günlerin uzun bir huzur içinde geçtiği, sıcak havaların insana enerji veren haliyle hiç bitmesini istemeyeceğimiz… Güneşin günleri sımsıcak karşıladığı mevsim…
Yaz, mevsimlerin içerisinde insan yaşamını en keyifli hale getiren zaman dilimi… Herkesin bütün bir yıl boyunca iş, okul, ev, sosyal yaşam koşturmacasına bir ara verip, durup soluklanabileceği, kaliteli vakit geçirebileceği günlerin toplamı… Peki, hala gerçekten öyle mi?
Yaşam, herkes için eşit koşullarda akmadığı gibi elbette mevsimler de buna dahil! Yaz boyunca sadece keyifli zaman geçirmek yerine çalışılması gereken ve evden işe yorucu koşturmacalarla yaşam biçimi haline gelen meslekler gibi… Bir de günümüzün ekonomik koşullarında tatil planı yapabilmenin ve bulunduğumuz yerden biraz da olsa uzaklaşabilmenin gitgide daha da zor hatta imkansız hale gelmesi gibi…
Eskiden yazları kalabalık ailelerin mutlulukla bir arada geçirdiği deniz kıyısı zamanları vardı. Çocukluğu denize yakın yerlerde geçenler bilirler. Ailecek zaman geçirmek ne keyiflidir! Oysa şimdi hep birlikte denizde vakit geçirebilmek neredeyse imkansız! Kalabalık mutluluklar, yalnızlık içindeki mutsuzluklara dönüştü. Kıyılar ekonomik olarak her geçen yaz biraz daha cep yakıyor! Her yaz ormanlarımız cayır cayır yanıyor! Nefessiz kalıyoruz gitgide çöle dönen topraklarımızda! Yangınlar sönüyor ama bir başka yaza yeniden başlıyor. Depremler oluyor, yaz günü bile enkazlar altında kalıyor insanlar. Nefes alabilmek bir mucize! Herkes sevdiklerini kaybediyor, umutlarını kaybediyor, hayallerini kaybediyor. Tüm bu felaketler bir de yaz günü yaşanınca insan artık yazı da sevemez oluyor!
Oysa şimdi bir şairin kıyıda oturup ılık yaz esintisiyle şöyle kalplere dokunacak şiirler yazması gibi keyifli geçebilseydi keşke günler… Hayaller ve hayatların kesiştiği bir nokta olabilseydi. Ancak yolun sonunda ne hayaller hayatın gerçeklerine varıyor, ne de yaşadığımız hayat hayallere az da olsa bir yer bırakıyor.
Belki de tüm saatler yanlışken, doğru zamanı yakalamaya çalışıyoruz. Bu yüzdendir yorgunluklarımız, hastalıklarımız ve saymakla bitmez daha nice zorluk… Her ne kadar koşsak da, her ne kadar çabalasak da insan bazen kaderin çizdiği yolda verdiği tüm emeklerin çöpe gittiğini görebiliyor! Umut etmekten vazgeçmedikçe, tükettiklerinin yerini doldurabilmek çabası ne zor! Aslında yaşam mücadelesini kazanmak ya da kaybetmek arasında çok ince bir çizgi var. O çizgi hem hayallerimizi hem de hayatımızı bir arada sürdürebilme çabasının ta kendisi! Peki, o ince denge çizgisini kurabilmek neden bu kadar zor?
Çünkü matematiği olmayan bir hayatta yaşıyoruz! İki kere iki her zaman dört etmiyor. Ne kadar sağlamasını yapsak da denklemi doğru bir şekilde kuramıyoruz. Sonuç hep ya bir eksik ya da bir fazla çıkıyor. Dolayısıyla bazen tüm çabalar bir emek çıkmazına varabiliyor.
Bir yaz daha bitiyor… Herkesin ömründen bir mevsim daha eksiliyor. Ilık yaz rüzgarları yerini soğuk esen fırtınalara bırakacak! Soğuk kış günleri sokak hayvanlarının hayatını biraz daha zorlaştıracak. Ve, bir dahaki yaza kadar güneşin hayat veren o canlılığını çok özleyeceğiz…
İçindeki mevsim ne olursa olsun dört mevsimden birer birer geçer insan… Sonra bir mevsimi daha yaşanası bulur ve her mevsim öyle geçsin ister!
Kitap, kahve kokusu ve sarı yapraklar… Sonbahar yakın, yaza veda çok yakın! Bir yaz daha bitiyor…
Sevgiyle kalın…

