Şeker hastalığını yalnızca “kan şekerinin yüksek olması” olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Bugün kardiyoloji pratiğinde diyabeti, bir endokrin hastalık olmasından önce kalp-damar hastalığıyla çok yakın ilişkili bir kardiyometabolik hastalık olarak değerlendiriyoruz. Çünkü diyabet, kalp krizi ve inme riskini belirgin şekilde artırıyor. Özellikle diyabete başka risk faktörleri de eşlik ettiğinde, kişinin damar hastalığı açısından taşıdığı risk çok daha ciddi hale geliyor.
Asıl önemli nokta ise şu:
Kan şekerinin yükselmesi, damarların etkilenmeye başladığı an değildir.
Damarlarımızda meydana gelen metabolik ve iç yüzeyinde değişiklikler, kan şekeri henüz diyabet düzeylerine ulaşmadan çok daha önce başlayabilir. Yani diyabet tanısını koyduğumuz gün, kalp-damar sistemi açısından hikâyenin başlangıcı değil; çoğu zaman yıllardır devam eden bir sürecin görünür hale geldiği gündür.
Bunu kendi üzerimden de anlatabilirim.
Bir dönem açlık kan şekerim bozulmuştu. Aslında bunun benim için önemli bir uyarı olduğunu biliyordum. Kilo vermem, düzenli yürüyüş yapmam ve beslenmeme daha fazla dikkat etmem gerekiyordu. Fakat bir süre bunu yeterince ciddiye almadım.
Sonrasında ayağımda yanma hissi başladı. Bunun üzerine kan şekerimi kontrol ettirdim. Açlık kan şekerim 129 mg/dL, HbA1c değerim ise 6.3 çıktı. Yani diyabet olmuştum.
Burada önemli bir ayrıntı var: HbA1c 6.3 çok yüksek değildir. Açlık kan şekerinin 129 mg/dL olması ise diyabet aralığındadır ve uygun şekilde tekrar edilerek değerlendirilmelidir.
Benim için bu sonuçlar yeterince güçlü bir uyarıydı.
Yaklaşık 9 kilo verdim. Egzersizimi artırdım. Ekmeği yaklaşık yüzde 90 oranında azalttım. Meyve tüketimimi azalttım. Genel olarak karbonhidrat tüketimimi düşürdüm ve beslenme düzenimi değiştirdim.
Üç ay sonra açlık kan şekerim 100 mg/dL’ye, HbA1c değerim ise 5.5’e geriledi.
Bu sonuç elbette sevindirici. Ancak burada önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor:
Kan şekerinin normale dönmesi, kalp-damar riskinin otomatik olarak sıfırlandığı anlamına gelmez.
Çünkü damar hastalığı yalnızca kan şekeri yükseldiğinde başlamıyor. İnsülin direnci, metabolik bozukluklar, endotel fonksiyonundaki değişiklikler, kan basıncı, kolesterol, tütün ürünleri, kilo ve genetik yatkınlık gibi birçok faktör yıllar boyunca damarlarımızı etkileyebiliyor.
Bu nedenle diyabet veya prediyabet söz konusu olduğunda benim için soru yalnızca “Şekerim kaç?” değildir.
Asıl soru şudur:
Kalp krizi ve inme riskimi bütün olarak nasıl azaltabilirim?
Kolesterolüm yüksekse bunu tedavi etmeliyim.
Tansiyonumu düzenli takip etmeliyim. Yükseliyorsa gereken tedaviyi geciktirmemeliyim.
Sigara içiyorsam bırakmalıyım.
Fazla kilom varsa vermeliyim.
Düzenli fiziksel aktiviteyi hayatımın bir parçası haline getirmeliyim.
Beslenme düzenimi gözden geçirmeliyim.
Ve elbette bütün bunları kişinin mevcut damar hastalığı, yaşı, eşlik eden hastalıkları ve toplam kalp damar riski üzerinden değerlendirmeliyiz.
Örneğin diyabete ek olarak bilinen kalp damar hastalığı, daha önce geçirilmiş kalp krizi, stent veya başka bir damar hastalığı varsa, risk değerlendirmesi bambaşka bir noktaya gelir. Böyle hastalarda kolesterol düşürücü tedaviler ve uygun antitrombotik tedaviler çok daha güçlü bir şekilde gündeme gelebilir. Ancak aspirin gibi ilaçların da herkes tarafından yalnızca “şeker hastası olduğu için” başlanması doğru değildir; karar kişinin damar hastalığı ve kanama riski birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
Benim anlatmak istediğim temel mesaj aslında çok basit:
Şeker hastalığında mücadele, kan şekeri yükseldiği gün başlamamalı.
Hatta mümkünse daha da önce başlamalı.
Prediyabet, bel çevresinin artması, kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği, kolesterol bozukluğu veya ailede diyabet ve damar hastalığı öyküsü gibi bulguların her biri bize gelecekteki kardiyometabolik risk hakkında önemli ipuçları verir.
Çünkü kalp damarlarımız, kan şekerimizin bugünkü değerini değil, yıllar boyunca maruz kaldığı metabolik yükü de “hatırlar”.
Ben kendi sonuçlarımı gördüğümde şunu düşünmedim:
“Şekerimi düşürdüm, mesele bitti.”
Asıl mesele şimdi başlıyor.
Çünkü hedef yalnızca HbA1c’yi 5.5 yapmak değil.
Hedef; önümüzdeki yıllarda kalp krizi geçirme, inme geçirme ve damar hastalığı nedeniyle yaşam kaybı riskini mümkün olduğunca azaltmak.
Şeker hastalığını bu nedenle yalnızca birendokrinhastalık olarak değil, bütün damar sistemini ilgilendiren bir kardiyometabolik risk olarak görmeliyiz.

