Acil servislere her gün yüzlerce kişi “kalp krizi geçiriyorum” korkusuyla başvuruyor. Bu belirtiler kimi zaman reflüden, kimi zaman panik ataktan, kimi zaman da yoğun stres ve kaygı bozukluğundan kaynaklanıyor. Hastaların büyük çoğunluğu tetkikler yapıldıktan sonra “kalbin normal” denilerek evine gönderiliyor.
Peki bu yeterli mi?
Böyle deyince hastanın yaşadığı göğüste rahatsızlık, çarpıntı ve o sıkıntılar gerçekten bitti mi?
Yoksa sadece kalp dışı nedenler göz ardı edilerek kapıdan uğurlanan insanlar bir sonraki korku atağını yaşamaya mı bırakılıyor?
Acil serviste “normal” denilen her hastanın psikolojik olarak da rahatladığını söylemek zor. O kişinin evine döndüğünde yaşadığı kaygı, stres, panik hissi sürüyor. Dahası, bu kişilerin önemli bir kısmı tekrar tekrar acile başvuruyor. Sorun çözülemiyor, sadece erteleniyor.
Özellikle kaygı bozukluğu ve panik atak yaşayan hastalarda kalp şikâyetleri sıklıkla tekrar eder. Vücut alarm halindedir; hasta ise bu alarmı her seferinde “kalp krizi” gibi yorumlar. Bu insanlar için sadece “kalpte bir şey yok, evine git” demek yetersiz kalıyor. Bu hastaların rehabilite edilmesi, psikolojik destek verilmesi, gerekirse bir psikolog yada psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi gerekir. Çünkü sorun ortadan kalkmadıkça acil başvuruları devam eder; kişi de acı çekmeye devam eder.
Madalyonun Öbür Yüzü
Her ne kadar büyük çoğunlukta ciddi bir kalp sorunu olmasa da, %1–2 gibi küçük bir grupta gerçekten atlanan kalp hastalığı bulunabilir. Bu oran düşük görünse de, o hastaların hayatı açısından önemlidir. Acilden eve gönderilen hastaların bir kısmının ertesi gün kalp krizi geçirdiği ve hatta kaybedildiği gerçeğini biliyoruz. Bu nedenle hastaya sadece “normal” demek değil;“Eve gidince belirtilerin şekli, süresi, şiddeti değişirse mutlaka tekrar gel.”demek hayati bir güvenlik ağı sağlar.
Sonuç olarak, acil serviste yapılan hızlı değerlendirme çoğu zaman hayat kurtarıcıdır; fakat tek başına yeterli değildir. Hem gözden kaçabilecek az sayıdaki ciddi kalp hastalığı için hem de kalp dışı ama hastayı yaşam kalitesinden eden psikolojik nedenler için daha kapsamlı bir yaklaşım gereklidir. Göğüs ağrısı yapan reflü gibi akciğer hastalığı gibi dahili nedenler de araştırılmalıdır.
Toplumun önemli bir kısmı kalp korkusuyla yaşıyor. Hastaların kalbini “normal” bulmak kıymetlidir; fakat asıl mesele onların hayatına normal bir şekilde devam edebilmesini sağlamak. Bunun için de kalbin temiz olmasının yetmediğini, kişinin psikolojik ve duygusal dünyasının da tedaviye ihtiyaç duyabileceğini unutmamak gerekir.

