Bekir Batu

Sarıyer’in tapu yarası daha fazla kanamamalı

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sarıyer denince akla önce Boğaz geliyor. Yeşil, deniz, yalılar, ormanlar, güzel mahalleler geliyor. İstanbul’un en değerli ilçelerinden biri olarak biliniyor. Ama Sarıyer’de yaşayan binlerce insan için ilçenin başka bir yüzü daha var: Tapu ve mülkiyet sorunu… Yıllardır aynı evde yaşayan, çocuğunu burada büyüten, vergisini ödeyen, mahallesine sahip çıkan insanlar hâlâ evlerinin ve arsalarının mülkiyet güvencesini bekliyor. Bu sorun yeni değil. On yıllardır devam ediyor. Bugün artık Sarıyer’in tapu meselesini “biraz daha bekleyelim” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Çünkü ortada yalnızca bir tapu belgesi meselesi yok. Ortada insanların evleri, birikimleri, gelecekleri ve çocuklarına bırakmak istedikleri mirasları var. 2026 yılında TBMM’de yapılan bir konuşmada Sarıyer’de tapu tahsis belgeleri, Hazine ve belediye arazileri, hisseli parseller ve hak sahipliği problemleri gibi birçok başlığın hâlâ çözüm beklediği dile getirildi. Dahası, 2024 yılında İBB Meclisi’nde alınan kararlarla Sarıyer’de 10 mahallede yaklaşık 5 milyon metrekarelik İBB mülkiyetindeki alanlarda yaşayan vatandaşların tapu sorunlarının çözümü açısından önemli bir adım atılmıştı. Ancak aradan geçen zamana rağmen vatandaşların önemli bir bölümü hâlâ tapusunu bekliyor.

İşte tam burada sormamız gereken soru şu: Bu insanlar daha ne kadar bekleyecek? Tapu sadece bir kâğıt değildir Bir vatandaş için tapu, yalnızca üzerinde parsel numarası yazan bir belge değildir. Tapu; “Bu ev benim” diyebilmektir. Çocuğuna güvenle miras bırakabilmektir. Evini satmak istediğinde önünü görebilmektir. Bankaya gittiğinde mülkünün karşılığında işlem yapabilmektir. En önemlisi de yıllarca yaşadığı yerde kendisini güvende hissetmektir. Bu nedenle Sarıyer’de mülkiyet meselesine sadece teknik bir imar problemi olarak bakılmamalıdır. Bu aynı zamanda sosyal bir adalet ve vatandaşlık meselesidir. Vatandaş ile devlet karşı karşıya gelmemeli Sarıyer’de yıllardır yaşayan insanların büyük bölümü kaçak yapılaşmanın, plansızlığın veya geçmişte yapılan yanlışların sorumlusu değildir. Vatandaşın görevi kendisine verilen vergiyi ödemek, kamu düzenine uymak ve devletin koyduğu kurallara güvenmektir. Devletin görevi ise yıllar boyunca oluşmuş sorunlara hukuka uygun, adil, şeffaf ve uygulanabilir çözümler üretmektir. Elbette Boğaziçi’nin korunması gerekiyor. Elbette ormanlarımız korunmalı. Elbette doğal ve tarihi değerlerimizi gelecek kuşaklara bırakmalıyız. Ancak koruma ile vatandaşın mülkiyet hakkı birbirinin düşmanı olmak zorunda değil.

Çözüm üretmek mümkünse, mesele vatandaşın karşısına yalnızca yıkım tehdidiyle çıkmak değil; önce hukuki zemini oluşturmak, hak sahipliğini belirlemek ve insanlara ne olacağını açıkça anlatmaktır. Son dönemde Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yıkım ihalesi üzerinden yaşanan tartışmalar da bu nedenle Sarıyer halkında ciddi endişe oluşturdu. İBB’nin 2026 yatırım programında Boğaziçi yetki alanındaki mevzuata aykırı yapıların yıkılması için faaliyet öngörülürken, Sarıyerliler ise yıkımdan önce kalıcı ve hukuki çözümler talep ediyor. Sarıyer’in ihtiyacı kavga değil, çözüm Artık merkezi hükümet, İBB ve Sarıyer Belediyesi aynı masanın etrafında oturmalıdır. Siyasi tartışmaları bir kenara bırakıp vatandaşın önüne somut bir yol haritası konulmalıdır. Hangi mahallede hangi sorun var? Hangi parsel Hazine’ye ait? Hangisi belediye mülkiyetinde? Hangisinde tapu tahsis belgesi var? Hangisinde hisseli mülkiyet problemi bulunuyor? Hangisi Boğaziçi mevzuatına tabi? Hangisinde kentsel dönüşüm gerekiyor? Bunların tamamı tek tek ortaya konulmalı ve vatandaşlara açıkça anlatılmalıdır. “Bekleyin” dönemi artık bitmelidir. Çünkü Sarıyer halkı yıllardır bekliyor. İnsanların hayalleriyle oynanmasın Sarıyer’de bir evin değeri yalnızca metrekare fiyatıyla ölçülemez. O evde bir hayat vardır. Bir anne-babanın yıllarca verdiği emek vardır. Çocukların büyüdüğü odalar vardır. Komşuluk vardır. Anılar vardır. Bazen 30-40 yıllık bir hayat vardır. Bu nedenle mülkiyet sorunları çözülürken insan faktörü hiçbir zaman unutulmamalıdır. Vatandaşın mülküyle ilgili karar alınırken kendisine önceden bilgi verilmeli, hukuki hakları açıkça anlatılmalı ve itiraz yolları konusunda şeffaf olunmalıdır. İnsanları bir sabah tapularının akıbetini bilmeden bırakmak, hiçbir toplumda kabul edilebilir bir yönetim anlayışı olmamalıdır. Sarıyer’de son dönemde özellikle Poligon Mahallesi üzerinden yaşanan mülkiyet tartışmaları, bu konunun ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdi.

Sürecin hukuki boyutu farklı görüşlerle tartışılırken vatandaşların temel talebi ise oldukça açık: Mülkiyetleri ve gelecekleri konusunda ne olacağını bilmek. Sarıyer halkı hakkını istiyor Burada mesele bir parti meselesi değildir. Bir belediye meselesi de değildir. Bir seçim meselesi hiç değildir. Bu mesele Sarıyer’de yaşayan insanların hayat meselesidir. Bugün iktidar başka, yarın başka olabilir. Belediye başkanı değişebilir. Meclisler değişebilir. Bakanlar değişebilir. Ama vatandaşın evinde yaşadığı sorun değişmiyor. O nedenle Sarıyer’in tapu meselesi günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalıdır. Kim çözüyorsa çözsün. Hangi kurum yapıyorsa yapsın. Yeter ki çözsün. Yeter ki vatandaşın hakkı korunsun. Yeter ki insanlar yıllardır oturdukları evlerinin geleceğini bilsin. Sarıyer halkı ayrıcalık istemiyor. Kimsenin hakkından fazlasını istemiyor. Sadece yıllardır yaşadığı yerde hukuki güvence, adalet ve mülkiyet hakkı istiyor. Bence artık Sarıyer için yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi. Bu sayfanın başlığı da çok açık olmalı: “Önce insan, sonra rant değil; önce hukuk, sonra çözüm.”

Sarıyer’in tapu yarası daha fazla kanamamalı. Çünkü bu yara sadece bir parselin değil, binlerce ailenin geleceğinin yarasıdır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.