
Bilindiği gibi Batılı çağdaş toplumların birkaç yüzyıl önce başlayan Kentleşme süreci aydınlanma dönemi sonunda ortaya çıkan Sanayi Devrimiyle başlamıştır. Ne yazık ki aydınlanma ve sanayileşmede yer bulamayan Osmanlı toplumu ilkel Asya tipi üretimle geri kalmış, Sanayileşme ve Kentleşme ile ancak Cumhuriyetin ilanından sonra tanışarak 20.yüzyıl başında Atatürk Devrimleriyle bir kaç asırlık bir gecikme ile yüzünü Batıya çevirebilmiştir. Yarım ve yetersiz kalmasına rağmen Cumhuriyetle başlayan Aydınlanma ve sanayileşme dönemi özellikle son elli yılda sağlıksız kentleşme ve demokrasi ile hukuk devleti girişimleriyle buluşmaya başlamıştır. Önce hızla gecekondulaşan kentlerin sanayileşme adımlarıyla yeni yeni modern kentleşmeye doğru girişimler yaptığını ancak sağlıksız kentleşmeden henüz kurtulamadığımızı görüyor ve yaşıyoruz. İşte tam da burada kentleşmenin sorunlarını yaşayan halkın çözüm konusunda dayanışma için oluşturduğu Sivil Toplum Kuruluşları’nı (STK) bir araya getiren ve 5393 sayılı yasanın 76’nci maddesine göre faaliyet gösteren KENT KONSEYİ’Nİ görüyoruz… Faaliyetleri yönetmelik ve her konseyin buna uygun çıkardığı yönerge ile organize edilen KENT KONSEYLERİ yerel yönetimlerin destek ve katkısıyla bu faaliyetlerini sürdürmektedir.
Kent Konseylerinin faaliyet alanı bir mülki birimde (il ya da İlçe) merkez ya da şubeleri bulunan STK’larla kamusal faaliyet gösteren özerk kurumlar ve Universitelerden oluşur ve bunlar yetki belgeleriyle KENT Konseylerinde temsil edilirler. Kent Konseyleri kentlerin yerel sorunlarının çözümünde doğrudan karar alıcı yetki ve olanaklara sahip olmasalar bile katılımcı gücü ve ortak aklı hayata geçirmede çok etkili bir yapıdır… Çünkü temeli sivil topluma, bilime ve ortak akla dayalıdır. Kent Konseylerinin birer icra organı olmasalar bile yerel yönetimlerin farkında olmadığı ya da çözümün de etkili olamadığı sorunlar konusunda yol gösterici olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca yerel yönetimlerin (BELEDİYELERİN) öneri ve projelerinden yararlanmasa da geniş bir Genel kurul katılımıyla seçilen KENT Konseyi yönetimini görmezden gelmesi, kısıtlayıcı ve yönlendirici vesayet izlenimi vermesi, kamuoyu önünde güven kaybına neden olabilecektir. Sonuç olarak sivil toplumun üst düzey temsilcisi olan KENT KONSEYİNİN üç anlayışla bir araya gelmesi olanaksız ve faaliyetlerine zarar verir. Bunlar kısır SİYASET, VESAYET ve TİCARETTİR… Çünkü söz konusu olan korunması gereken değer beldenin ve orada yaşayanların ortak çıkarlarıdır. Okurlarımıza esenlikler diyorum.

