featured

Meliha Akay: “Yazmak yaşamak gibi”

service
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yazar Meliha Akay, “Üçümüz Bir” ve “Dolunay Çocukları” kitaplarını edebiyatseverlerle buluşturdu. Usta kalem Akay; “Yazarlık yaşamımda romanı ve öyküyü bir arada götürebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Üretmeden zaman geçiremez gerçek bir yazar. Bu sebeple yazmakta olduğum her ne ise biter bitmez yeni bir hikaye şekillenmeye başlar kafamda. Yazmak; yaşamak, nefes almak ve varoluşunu hissetmek gibi” diye konuştu.

Röportaj: Rukiye Ay

“Üçümüz Bir” eserinizde hangi temayı işlediniz?

Bir okur yazar olarak sadece benim değil toplum olarak, ülke olarak, metropolünden taşrasına kadar her kesimden insanı ilgilendiren ve de sızısı bir türlü dinmeyen konuydu; tarihi eserlerimizin korunamaması ve talan edilmesiydi. Belli bir kesimde var olan farkındalık yeterli gelmiyordu. Onu yükseltmek gerekiyordu ve bu konuda salt devletten öneri ve önlem beklemek yerine birey olarak her birimizin sorumlu olduğunu düşündüğüm için seçtim tarihi esrelerimizin ve Anadolu’muzun dinmeyen bir sızısı olan konuyu.

Bu romanı yazmaya ilk ne zaman ve neden karar verdiniz?

Epeydir aklımdaydı. Belki de bir ören yerinin ya da bir define alanının hadi beni yaz, demesini bekledim. Ne zamanki çocukluğumu yaşadığım ve anılarımı emanet ettiğim topraklardaki Dorak Hazineleri’nin hazin konusuna rastladım işte o zaman yazmaya karar verdim.

Yazarken ilham kaynaklarınız neler oldu?

İlham değil elbette etkiye tepki demeliyim bu konu için. Dorak Hazineleri aslında Kral mezarları olarak bilinen bir yer. Yine aynı köyde. Mustafakemalpaşa’ya bağlı Dorak Köyü’nde bulunmakta. Elbette boşaltılmış olarak. Fakat uzun bir araştırma yapılmış ve belgesel niteliğinde bir kitap kaleme alınmış. O kitap kılavuzum oldu diyebilirim.

“Üçümüz Bir” kitabınızdaki üç ana karakterin birbirleriyle olan ilişkisin oluştururken hangi gerçek yaşam deneyimlerinden ilham aldınız?

Kardeşlik, kardeşlikten öte bilinen dostluk, kaderdaşlık, asker arkadaşlığı, can kardeşliği ve de elbette hayalleri aynı konu üzerine kurulmuş olan maceraperestlik. Bu olguları günlük yaşamımızın her köşesinde, her alanda görebiliyoruz. Özellikle ekonomik anlamda dar boğazda olduğumuz bir dönemde kurtuluşu define bularak kısa yoldan zengin olmakta arayan kişileri Anadolu’nun her köşesinde görmek mümkün. İster taşra olsan ister büyük kentler.

Kitabı yazarken en çok hangi aşamada zorlandınız ve bu zorluğu nasıl aştınız?

Elbette kurguda zorlandım. Evet, bir gerçeklik vardı önümde apaçık duruyordu ve beni yaz diyordu ama bunu romana nasıl dönüştürebilecektim… En çok arkeoloji uzmanları ile görüştüm. Toprak altından çıkarılıp yurt dışına kaçırılma evresine kadar her aşamayı onlar iyi biliyor. Ve ülkemde ne çok hain bulunduğunu da görmüş oldum. Sonra çevremde bu tür arayışları olan kişileri de görüp konuştuğumda ya da onların kişiliklerini ve düşlerini kendi düş potamı taşıdığımda yepyeni kişilikler çıktı ortaya… Hiç unutmuyorum, bir toplu taşıma sürücüsü koyu bir hazine avcısıymış, bana yepyeni altın sikkeleri yeni buldum bunları, gel birlikte pazarlayalım demeye başladı. Saf ve salak olan ben miydim, o muydu, anladı sonunda. Toprak altından çıkanla bulup getirdikleri asla bir değildi. Açıkçası ilk kez o zaman ürktüm. Uzak durarak iletişimi kopardım gitti.

Hikâyenin yapısını oluştururken nelerden etkilendiniz?

Anadolu’nun Gözyaşları adında bir kitap var. Onu okurken zaten gözlerim dolu dolu olmuştu. O kadar çok kaçırılan eser var ki. O kadar çok hazinemizi koruyamamışız ki… Bu travmatik durum insanın içini acıtıyor. Neden diye yüzlerce soru uçuşuyor kafanızda. İşte bu sorulardan bazılarına romanın bütünlüğü içinde yanıt bulmaya çalıştım. En çok da bu aymazlıktan uyan, derin uykudan uyan artık ey Türk milleti diye sayıkladığımı biliyorum. Her gün yazılı ve görsel medyada çıkan haberleri saymıyorum bile…

Romanın ana teması olan “birliktelik” kavramını okuyuculara nasıl anlatmak istersiniz?

Galiba şu süreçte en çok gereksinim duyduğumuz bir kavram! Her köşesinden çekiştirerek darmadağın ettiğimiz ‘birliktelik’ hissiyatı. Hızla gündem değiştiren dünya konjonktürüne ve parametrelere baktığımızda görüyoruz ki birlik oluşturamazsak güçten düşüyoruz. Ve emperyal güçler için kolay lokmaya dönüşüyoruz. Bu örneği insan ilişkileri ve toplum geneli için de kullanabiliriz. Yine de burada vurgulamak istediğim insanın öncelikle birey olmayı başarabilmesi. Zira o yoksa birliktelik de doğamıyor ne yazık ki…

Üç karakterin yollarını kesiştiren özellikleri nedir?

Güzel bir soru. En belirgin olanı define bulma hayalleri. İkincisi komando olarak askerlik yapmış olmaları. Ve de özel hayatlarında yaşadıkları travmatik durumlar… Özellikle de Samet’in durumu… En önemlisi de hayata tutunma çabaları. Zira yok oluşun eşiğine geldiklerini ya da gelmek üzere olduklarını hayat bir biçimde gösteriyor kendilerine.

Okuyucuların en çok bağlandığını düşündüğünüz karakter hangisi ve bu bağın sebebi nedir?

Buna yanıt vermek gerçekten zor. Zira her okur kendi yaşanmışlığını ve gözlemlerini, hayat deneyimlerini göz önünde bulundurarak bir seçim yapacaktır. Birisi Samet derken diğeri İlyas diyebilir. Ya da çete reisi olarak Ekrem de seçilebilir. Kadın okurlar da belki de İmren diyecek. Bunu zaman gösterecek…

“Üçümüz Bir” romanınızdan sonra üzerinde çalıştığınız bir sonraki projeniz “Dolunay Çocukları” öykü kitabınız hakkında bize biraz bahseder misiniz?

Yazarlık yaşamımda romanı ve öyküyü bir arada götürebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Roman da yazsam öyküden hiçbir yazar vazgeçemez. Her karakterin, her mekanın, her an’ın bir öyküsü vardır çünkü. Dolunay Çocukları benim için zamansız öykülerden oluşan bir öykü kitabı. Ve de bir ilkokul öğrencisi de elinde bastonuyla sahilde yürüyen bir yaşlı da okuyabilir bu öyküleri. Yaşamın içinde öyküye dönüşebilecek o kadar çok çekirdek saklı ki… Örneğin kağıt toplayan, çöplerdeki atıkları toplayan gelecek hayallerini de atıkların içine atan çocuklar. Pisi pisine bir ihmal yüzünden ölen tersane işçileri, çocuk işçiler. Doğa ve insan arasındaki çatışma ki bu bizi her gün biraz daha dibe doğru sürümekte. Ve de elbette 6 Şubat depreminin geride bıraktığı yine hayallerinden çok uzaklara düşmüş, travmayı bir türlü atlatamayan, yine de yaşama kıyısından köşesinden tutunmaya çalışan depremzedeler.  Bize düşen onları bulabilmek, daha doğrusu görebilmek… Yani gözlem ve dikkat birinci etken.

“Dolunay Çocukları”nın gelecekte bir film veya tiyatro uyarlaması olması hakkında düşünceleriniz neler?

Kim istemez ki… Geleceğimiz dediğimiz çocuklarımız için, çocukları biçimlendiren ebeveynler ve öğretim kurumları için elbette çok isterim bir tiyatro oyunu ya da bir film olmasını. Hele ki Dolunay Çocukları ve Rugan Antidepresan adlı öykülerin sahnelenmesini çok isterim. Ama kısmet diyorum şimdilik.

Gelecek projeleriniz için bir yazar olarak kendinize koyduğunuz bir sonraki hedef nedir?

Üretmeden yazmadan zaman geçiremez gerçek bir yazar. Bu sebeple yazmakta olduğum her ne ise biter bitmez yeni bir hikaye şekillenmeye başlar kafamda. Çünkü hayat o kadar çelişkilerle dolu ki, o kadar haksızlıklar ve yanılgılarla dolu ki bunları es geçmek görmezden gelmek haksızlık olur, kendimize ve edebiyata karşı. Zaten hedef koymaya filan gerek kalmıyor, beş duyuma birden çarpan bir olgu yaz beni diye dürtmeye başlayınca uzak durmak, görmezden gelmek mümkün değil…

Usta bir kalem olarak yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Yazmak yaşamak gibi. Nefes almak gibi. Varoluşunu hissetmek gibi. Açlık gereksinimini gidermek gibi. Yaşamsal deneyimler olmadan kitap öğretileriyle yazmak biraz eksik kalıyor gibi geliyor bana. Her şeyin önce tersini, aksini, olumsuz yanını yaşatır hayat bize. Sonra yüzünü ve olumlu yanını gösterir. Bunun bir nedeni var mı bilmiyorum. Ama gerçekliğim bu benim.

Yazılarınızda sıklıkla geçen doğa ve insan temaları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Az önce de dediğim gibi, doğayı öylesine hırpaladık ve yok etmek için canavarlaştık ki bu çatışmayı da aştı son birkaç yıldır. Doğa öcünü almak için durup durup insanoğluna kıyamet benzeri afetler, yok oluşlar yaşatıyor. Ve nasıl bir paradokstur ki insan yine de vazgeçmiyor. Altıncı yok oluşa doğru hızla giden bir dünyada güzeli ve iyiyi bulup ortaya koymak, merhamet ve iyiliğin yeniden yükselmesini görebilmek tek çabamız olmalı.

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? Gelecekte hangi tür eserler yazmayı planlıyorsunuz?

Elbette var. Bir çocuk kitabı ile birlikte bir roman projesi hayata geçmek üzere. Bunca yıldır pek çok öykü yazdım ama çocuk kitabını hep ötelemiştim. Belki de bireyler arası kimlik çatışmalarından bir türlü fırsat bulamadım, bilemiyorum.

Okuyucularınıza mesajınız nedir?

YouTube videolarımda hep söyleyegeldiğim gibi; kitapsız ve sanatsız kalmasınlar. Ülkemizi aydınlığa çıkarmanın tek yolu bilinçlenmek, uyanık olmak ve dünyayı her gün kurulup yeniden dağılan dünyayı takip edip tetikte olmak.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

2 Yorum

  1. Emeğinize sağlık arkadaşlar

    • 2 Ocak 2026, 18:51

      Rica ederiz, biz teşekkür ederiz ☺️🙏🏻 sizin de bu keyifli sohbetinize sağlık Meliha Hanım selamlar

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.