Asya Doğan

Bazen En Büyük Sevgi, Kendini Feda Etmemektir

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Birini çok sevmek, ona çok fedakâr olmak, hiç kimsenin ona vermediği sevgiyi vermek ne kadar tehlikeli olabilir ki?

Belki de tehlike sevginin kendisinde değildir.

Tehlike, sevginin zamanla kurtarma görevine dönüşmesindedir.

Birini seversiniz. Onun geçmişte görmediği sevgiyi vermek istersiniz. Yaralarını sararsınız. Kırıldığı yerlerden tutarsınız. Kimsenin göstermediği sabrı gösterirsiniz. “Ben onun yanında olacağım” dersiniz.

Ve bir süre sonra fark etmeden ilişkinin içine şu düşünce yerleşebilir:

“Ben yeterince seversem, o da değişecek.”

İşte tam burada sevgi ile kurtarıcılık birbirine karışmaya başlar.

Çünkü bazen karşımızdaki insanın ihtiyacı olan şey daha fazla sevgi değil; kendi seçimlerinin, sorumluluklarının ve davranışlarının sonuçlarıyla karşılaşabilme alanıdır.

Siz ona hiç görmediği sevgiyi yaşatabilirsiniz.

Ama onun kendisini sevmeyi öğrenmesini onun yerine yapamazsınız.

Siz ona güvenebilirsiniz.

Ama onun kendi değerine inanmasını onun yerine gerçekleştiremezsiniz.

Siz defalarca affedebilirsiniz.

Ama affetmek, karşı tarafın değişmesini garanti etmez.

Hatta bazen insan, kendisine verilen sevgiyi kabul etmek yerine, o sevgiyi neden hak etmediğini kanıtlamaya çalışabilir.

Çünkü tanıdık olan her zaman sağlıklı olan değildir.

Çocukluğunda sevgiyi koşullu yaşamış, terk edilmeyi öğrenmiş, değersiz hissetmiş ya da yakınlığı acıyla eşleştirmiş biri için sağlıklı bir sevgi başlangıçta huzur değil, yabancılık yaratabilir.

Ve insan bazen yabancı olduğu iyiliği sabote edebilir.

Tam da bu yüzden bazı ilişkilerde bir taraf sürekli verirken diğer taraf sürekli kırar; veren taraf ise her kırılmanın ardından biraz daha fazla vermeye çalışır.

“Bu kez anlayacak.”

“Bu kez sevgimi görecek.”

“Biraz daha sabredersem değişecek.”

“Onu bırakmayacağım; çünkü zaten hayatında yeterince bırakılmış.”

Oysa sevgi, bir insanın bütün yaralarını sizin omuzlarınıza bırakması anlamına gelmez.

Birini sevmek, onun sorumluluğunu üstlenmek değildir.

Fedakârlık da sınırsız olduğunda sevginin kanıtı olmaktan çıkabilir. Çünkü sürekli kendinden vazgeçtiğin bir ilişkide bir süre sonra karşındaki kişiyi değil, kendi sınırlarını kaybetmeye başlarsın.

Ve belki de en zor soru şudur:

“Ben onu gerçekten sevdiğim için mi yanında kalıyorum, yoksa onu iyileştirebileceğime inandığım için mi?”

Bu ikisi aynı şey değildir.

Bazen sevgi, yanında kalmaktır.

Bazen konuşmaktır.

Bazen affetmektir.

Ama bazen de sınır koymaktır.

“Bunu sana yapamam.”

“Böyle devam eden bir ilişkinin içinde kalamam.”

“Senin acını anlayabilirim ama onu senin yerine taşıyamam.” demektir.

Çünkü sağlıklı bir ilişkide sevgi vardır ama sınır da vardır.

Şefkat vardır ama sorumluluk da vardır.

Fedakârlık vardır ama kendinden vazgeçmek yoktur.

Belki de birine verebileceğimiz en değerli sevgi, onun hiç görmediği sevgiyi sonsuza kadar bizim vermemiz değil; kendisine verebileceği sevgiyi bulmasına alan açmaktır.

Ve bazen gerçekten sevmek, karşımızdaki insanı kurtarmaya çalışmayı bırakıp onun kendi hayatının sorumluluğunu almasına izin vermektir.

Çünkü biz kimsenin yaralarını tek başımıza iyileştiremeyiz.

Ama bir insanın hayatında, ilk kez güvenli bir sevginin mümkün olduğunu gösterebiliriz.

Ve sonra, kendimizi kaybetmeden sevmeye devam edebiliriz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.