Yeni bir eğitim-öğretim yılı ilk ders zilinin çalmasıyla başladı. Her yıl olduğu gibi binlerce öğrenci okulları doldurdu. Öğrenciler kadar veliler de bu heyecana ortak oldu. Öğretmenler, okul sıralarını öğrenme telaşıyla dolduran öğrencileri bilgileriyle donatmaya başladı.
Herkesin çocukluğunda aldığı eğitim ve öğretim elbette farklılık gösterebiliyor. Gelişen teknoloji, hayatımıza çok hızlı dahil olan yapay zeka, değişen zaman koşulları ve yeni kuşakların gelişiyle her şey değişiyor. Büyüklerimiz “bizim zamanımızda…” diye cümleler kurarlardı. Şimdilerde bu cümleleri artık benim jenerasyon da eminim kuruyordur. Çağımızın en büyük avantajı gibi görünen “iletişim” ise bence en büyük iletişimsizlikleri beraberinde getirdi. Çünkü artık “zaman” kavramı o kadar farklı ki… Yaşam döngüsü içerisinde zaman hiç kimsenin tasavvur edemeyeceği şekilde değişti diyebilirim…
Zamanın “hız” kaygısı ve yine de hiçbir şeye “yetişememe” hali, ne kadar hızlı olursa o kadar avantajlı olur düşüncesini kırmaya henüz olmasa da başlayacaktır. Çünkü hayat hiçbir zaman bu kadar hızlı olmamıştı… Alışveriş yaparken bir kasiyerin ürünleri çok hızlı okutup geçirmesi, arkanızda bekleyen müşterinin siz daha ürünlerinizi poşetinize koymadan sizin önünüze yönelmesi, yolda hızlı yürürken eğer siz yeterince hızlı yürümüyorsanız üzerinizde baskı oluşması, beslenme şeklinin hızlanması, hastalıkların genç ya da yaş almış demeden herkesi gelip hızla bulması, uyku problemlerinin artması, mevsim geçişlerinin pek de sağlıklı bir şekilde olmadan havanın aniden değişmesi… Hayatın her anında bizleri saran bu “hız” ister istemez beraberinde de bir kaosu da getiriyor. “Neden” diyecek olursanız, halinden memnun pek fazla insan göremediğimiz için diyebiliriz.
Eğitim hayatımız boyunca onca bilgiyi ezberleyip, sınavlarda kağıtlar dolusu yazıp iyi notlar alıp geçmeyi de bu hız dolu yaşam kaosuna benzetiyorum. Çünkü insan metabolizması ve doğa normal bir hızda akışını sağlarsa sağlıklı olacağını düşünüyorum. Tabi ki belli bir hızın altına düşüp “yavaş” kavramıyla karşılaşmak da fazla hız kadar olumsuz…
Eylül ayı yazdan sonra herkesin kendisini yeni bir mevsime hazırladığı bir dönem… Bununla birlikte konumuz eğitim-öğretim demişken başarılı bir öğrencilik geçmişi olan birisi olarak tecrübelerimden birkaç parça notu da burada paylaşmak istiyorum.
Her öğrencinin sözel ya da sayısal bir yatkınlığı vardır. Elbette iyi bir eğitim alarak öğrenci kendisini geliştirebilir ama bu yatkınlığı göz ardı edilmemelidir. Öğrenciler arasında özellikle aileler tarafından yapılan “kıyas” kesinlikle olumsuzlukları beraberinde getirir. Öğrenciler arasında artan akran zorbalığı gibi zor süreçleri de dikkate alarak çocuklar birbirleri arasında “başarılı” ya da “başarısız” olarak asla kıyaslanmamalıdır. Çünkü her öğrencinin yaşam koşulları birbirinden farklıdır. Derslerde öğrenilenler sınavlara hazırlıkta çok önemlidir. Her derse büyük bir öğrenme hevesiyle girilmelidir. Günümüzün ekonomik koşulları göz önüne alındığında özellikle “beslenme” konusuna olabildiğince dikkat edilmeli ve başarıyı oldukça etkilediği de unutulmamalıdır. Ders ve sınavlarla okul ile ev arasında geçen sürecin dışında hayata dokunabilecek kültür sanat etkinlikleri ve faaliyetler de ihmal edilmemelidir. Spor, vücut yeterliliği göz önünde bulundurularak kendilerine uygun branşlarla her çocuğun hayatında mutlaka olmalıdır.
Gelelim okul hayatından benim “gerçek” olarak tanımladığım hayata geçişe… Okuldaki başarılarımız kendimize uygun bir meslek seçimiyle birleştiğinde hayatımıza olumlu yansır. Ancak “hayatı okumak” okulda okumaktan farklıdır. Eskiden büyüklerimiz bu konuda oldukça tecrübeliydi. Hayatın akışı içerisinde herhangi bir konuda karşılarına çıkan sorunları çözebiliyorlardı ve bence en önemlisi hayatı okuyabildikleri kadar hayata dokunabiliyorlardı da… Bence hayata dokunabilmek empati yeteneğimizin hissedilebilir şekilde yansımasıdır. Karşımızdaki insanı yeterince anlayabilmek çok önemlidir. Bütün iyilikler işte bu noktada başlar. İyilik edip kötülük bulmayı ayrı bir istisna olarak kenara koyup da yolumuza devam etmezsek hayata pozitif bakabilmeyi de başaramamış oluruz.
Hayatı okuyabilmek bu dünya üzerinde kendimizi merkeze koymadan barışçıl bir bakış açısıyla çok daha kolay olacaktır. Empatiyi bilen, vicdanlı, merhametli, güzel konuşan, iyi düşünen, sevgiyi ve saygıyı esirgemeyen, paylaşmayı bilen, etrafındaki herkese dostluğuyla örnek olabilen nesiller yetiştirmek hala mümkün diye düşünüyorum. Ama daha çok konuşarak ve daha çok emek vererek… Derslerde öğrenilen bilgileri okul sıralarından hayatın içerisine adapte ederek…
Başarılı bir eğitim-öğretim yılı olsun! Umutla kalın…

