Ebru Gökçeler

Evlerdeki Görünmez Müzeler

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Müze denildiğinde aklımıza yüksek tavanlı binalar, camekânların ardında sergilenen tarihi eserler gelir. Her parçanın altında küçük bir etiket vardır; hangi döneme ait olduğu, kim tarafından yapıldığı, neden değerli olduğu yazılıdır.

Oysa dünyanın en büyük müzeleri ne şehir merkezlerindedir ne de turistlerin ziyaret ettiği yerlerde…

Onlar evlerimizin içindedir.

Üstelik giriş bileti de yoktur.

Bir evin kapısını açtığınızda aslında bir hayatın arşivine girersiniz.

Bir çekmecenin dibinde yıllardır saklanan paslı bir anahtar… Belki artık hiçbir kapıyı açmıyordur ama sahibinin belleğinde hâlâ çocukluğunun evine çıkar.

Dolabın en üst rafında duran, kullanılmayan porselen fincan takımı… Belki yalnızca iki kez masaya konulmuştur. Biri nişanda, diğeri ise yıllar önce kalabalık bir bayram sofrasında. Şimdi sessizce bekler. Çünkü bazen insanlar eşyaları kullanmak için değil, anıları eskitmemek için saklar.

Eski bir koltuk…

Kim bilir kaç gece uykusuzluğa, kaç kahkahaya, kaç vedaya tanıklık etti. Üzerindeki küçük bir leke belki dökülen kahvenin izi değildir; uzun bir sohbetin, barışmanın ya da gözyaşlarının sessiz tanığıdır.

Bir fotoğraf albümü…

Tozunu aldığınızda yalnızca sayfaları değil, zamanı da açarsınız. Fotoğraflardaki insanlar gençtir. Bazıları artık hayatta değildir. Bazıları hâlâ yaşıyordur ama birbirlerine yabancı olmuşlardır. O karelerde donup kalan gülümsemeler, hayatın aslında ne kadar hızlı aktığını yüzümüze usulca hatırlatır.

Sonra bir gardırop açılır.

Yıllardır giyilmeyen bir ceket asılıdır. Atılmaya kıyılamaz. Çünkü kumaşından çok hatırası ağırdır. İnsan bazen bir giysiyi değil, onun içinde yaşadığı zamanı saklar.

Evler konuşmaz.

Ama dikkatle bakarsanız her odanın ayrı bir dili vardır.

Koridorlarda çocukların koşuşturmasının yankısı dolaşır.

Mutfaklarda kaynayan çayın buharına karışmış eski sohbetler vardır.

Pencereler, her mevsim aynı manzaraya bakarken içeride değişen hayatları sessizce izler.

Duvarlar ise kendilerine emanet edilen hiçbir sırrı dışarı sızdırmaz.

Belki de bu yüzden bir insanın evine girdiğinizde sadece eşyalarını değil, görünmeyen hikâyelerini de ziyaret etmiş olursunuz.

Belki de bu yüzden çocukluğumuzun evine yıllar sonra girdiğimizde bizi ilk karşılayan şey eşyalar değil, hisler olur.

Bir koku…

Bir ışık…

Bir sessizlik…

Ve anlarız ki hafızanın dili kelimelerden önce duyularla konuşur.

Belki de bu yüzden hiçbir müze, insanın kendi evinde yaptığı yolculuk kadar sarsıcı değildir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.