featured

Seda Akbay: “Mutluluğa giden yol, insanın sevdiği işi yapmasından geçiyor”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’nin sevilen ve başarılı spikerlerinden Seda Akbay ile Ortaköy’de bir araya geldik. Ekrana yansıyan pozitif enerjisi ve güler yüzüyle milyonların sevgisini kazanan Akbay, şu sıralar BBN Türk’te yayınlanan “Ekonomi Meydanı” programıyla izleyici karşısına çıkıyor.

Mesleğine olan aşkından yola çıkıp keyifle devam eden sohbetimiz sırasında “Seda yolculuğunu” tüm samimiyetiyle anlatan Akbay; “Ekonomiyi hayata dokunan yönleriyle ele alıyorum. Ben de hayatın emek tarafındayım. Mesleğim aşkımı oluşturuyor. Tebessüm insan hayatında çok önemlidir. Hayata en diplerden başlamak ve tuttuğu imtihana doğru cevap vermek gerekiyor. Aslında biz yaşarken hayat da bir yandan o resmi tamamlıyor” dedi.

Seda Akbay kendisini bize nasıl anlatır?

Hepimizin çocukluğu, gençliği ve hayatı yeni yeni öğrenme dönemleri oluyor. Köy Enstitü’lü öğretmen babam Selahattin Akbay benim ilk öğretmenimdir. Onun değerli emeğiyle başlamak istiyorum. Ardından gelen tüm okul dönemi ve dostluklar insanın mesleği ile kendi karakterini oturtmasında çok değerlidir. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuduğum Ekonomi Bölümü’nün ardından mesleğime haber spikeri olma hayaliyle başladım. Ekonomiye böyle bir ilgim varken haber spikerliği ilgimi çekti ve dedim ki bütün hayatınızı kaplayacağı için mutluluğa giden yol insanın sevdiği işi yapmasından geçebilir. Üniversite yıllarımda Tansu Çiller başbakandı ve ekonomi profesörü olan bir kadın başbakan olması bana rol model oldu. TGRT Radyo’da çalışırken haberin benim için çok doğru bir iş olduğunu anladım. Çünkü adrenalini, soruların doğru cevaplarını almayı ve programcılığı çok seviyordum. Neden “kendinizi anlatır mısınız” derken bu konulara girdim. Çünkü mesleğim benim için önemli bir hem aşk… Bu keşifler benim Seda yolculuğumu oluşturuyor.

Mesleki yaşamınızda olumlu yönde dönüm noktası ne oldu?

Radyodan televizyona geçişle oldu. İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı rahmetli Enver Ören, bir gün radyoda bayram programının ardından sunduğum İngilizce haber bülteninin ardından beni aradı. Telefon çaldı ve dediler ki “Enver abi seni arıyor.” Haber merkezinde de aynı isimde bir arkadaşımız vardı. Ben onun aradığını sanmıştım. Telefondaki ses bana “Sen mi okudun İngilizce haberi” diye soruyordu. “Evet, ben okudum” dedim. “Aferin seni tebrik ederim. Ben bizim kanalda böyle İngilizce haber olduğunu bilmiyordum. İngilizce haberi duyunca çok hoşuma gitti ve seni tebrik etmek istedim” dedi. Ben telefondaki sesi tanımadığımdan “Siz kimsiniz” diye sorunca “Enver abin” diye yanıtladı. İhlas Holding’te patron gibi görünmek istemeyen rahmetli Enver Ören, “Bana Enver abi deyin” diyormuş. Tabi ben kanala yeni girdiğim için bilmiyordum… Ertesi gün beni televizyon kanalına çağırdı. Ekranla böylece tanıştım ve mesleğimde dönüm noktam oldu. Çok efsane bir ekiptik ve çok değerli haberciler vardı.

Yayın akışında bir spiker olarak en zorlandığınız anlar genellikle neler oluyor?

Çok büyük olaylarda uykusuz olarak yayınlara giriyorduk. Yayın hayatımda Filistin Eski Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın vefatına, İkinci Körfez Savaşı’na, İsrail-Filistin olaylarına ve daha pek çok döneme tanıklık ettim. Her an her şey olabiliyor ve her an yeni bir açıklama geliyor. Ekip olarak çok zorlanıyorsunuz. Ekran sizde kalıyor ve o an yaptığınız her yorum çok kritik… “Ya yanlış bir şey söylersem” diye diken üstünde oluyorsunuz. Yanlış bir şey söylüyorsunuz “niye öyle söylediniz” diye uyarı geliyor. Bunlar elbette zor durumlar ama her işin zorluğu var.

Milyonlarca kişinin ekranları başında sizi izlediğini bilmek nasıl bir duygu?

Spikerlik benim için başlarda çok zordu. Hatta ilk yayınlarda “ben niye girdim böyle bir şeye” diye düşünüyorsunuz. Fakat sonra öyle ilginç bir döneme geçiyorsunuz ki artık çok normal geliyor. Herkes beni izliyor ya da izlemiyor diye düşünmüyor ve o an sadece bir yayın performansı sergiliyorsunuz. Heyecan tabi ki her zaman oluyor. Çünkü aslında o heyecan sizi besliyor.

Şu sıralar neler yapıyorsunuz, ekonomi üzerine programınız nasıl gidiyor?

TRT’den sonra yeni açılan bir kanalda 3 aylık bir mesaim oldu. Daha önce iyi yerlerde iyi işler yaptığımı düşünüyorum ama bir süre ara vermek zorunda kaldım. BBN Türk çok güzel bir teklifle geldi. Sağ olsunlar çok da değer veriyor ve el üstüne tutuyorlar. Çok özgür bir ortam ve çok güzel bir ekiple bir aradayım. BBN Türk Türkiye’nin yeni haber kanalı olma yolunda ilerliyor. BBN Türk’te her cumartesi günü “Ekonomi Meydanı” programını hazırlayıp sunuyorum. Canlı yayın olarak saat 20:30’dan 24:00’e kadar devam ediyor. Bence ekonomi sadece borsa, dolar ve faiz değildir. Ekonomi, öğrenci ve ev hanımı için de ekonomidir. Dolayısıyla ekonomiyi hayata dokunan yönleriyle ele alıyorum. Programımdaki konularım ve konuklarım da bu yönde oluyor. Ekonomiyi hayata dokunan şekilde işlemeyi seviyorum. Kısacası ekonomiyi rahmetli Güngör Uras’ın anlattığı gibi ele alıyorum. Örneğin müzisyenler pandemi döneminde sıkıntı yaşıyor ve desteklerden de faydalanamıyorlarsa o da benim programımın içeriğine giriyor. Hayata dair haksızlıklar, ekonomik dengesizlikler ve adaletsizliklerin hepsine değinmeye çalışıyorum. Ekonomi programımda herkes kendisini bulsun istiyorum.

Televizyonda genellikle neler ilginizi çeker ve izlersiniz?

Elbette haberci olduğum için haber izliyorum. Ama bazen kafamı boşaltmak için magazin programları izliyorum. İnsan hikayeleri izlerken hayata dair dersler de alıyorum. Mesela birisi karşı tarafa sert bir söz söylemiş sonra alttan almak zorunda mı kalmış… Demek ki öyle sert çıkışlar yapmamak gerekiyor diye düşünüyorum. Onun dışında röportaj seviyorum. Sizin röportajlarınız gibi beğendim röportajları takip ediyorum. Televizyonda başarılı olan arkadaşlarımı da izlemekten mutlu oluyorum.

Ekrandaki meslektaşlarınızı eleştirel bir bakış açısıyla izliyor musunuz?

Hiç eleştirmiyorum!… Çünkü yayın esnasındaki o ruh halini ben de yaşadığım için biliyorum. Yayında ona birçok mesaj ve bir yandan da eleştiriler geliyor. Bu sırada da herkes seni izliyor psikolojisiyle insanın kafasını toplaması çok zor olabiliyor. Ben spikerliği yeni öğrenmeye başladığım dönemde çok eleştiriyordum. Fakat spikerlik yapmaya başladıkça zorluklarını gördüm. Dolayısıyla hiç eleştirmiyorum. Herkes elinden geleni mutlaka yapıyordur. Tolere edilebilen hatalarda da iyi niyetlerimi yolluyorum.

Eğitim hayatından iş hayatına geçişlerde öğrencilere tavsiyeleriniz neler olur?

Bir an önce bir şeylere kavuşma arzuları oluyor. Bu bende de vardı. Mesela bir an önce iyi bir kanalda iyi bir maaşla olayım istersin! Ama kalıcı olmayan şeylerdir bunlar. Deneyimsiz ve tecrübesiz olduğun her halinden bellidir. Ben de çok kapılardan döndüm. Ama şimdi iyi ki olmamış diyorum. Her iş için mutlaka en diplerden başlamak lazım… Az maaş, gerekirse çay götüreceksin, gerekirse angarya iş yapacaksın! Çay verirken yeri gelir orada bir muhabbetten bir ders de çıkarırsın. Burnunun havalarda olmadığını ve bir şeylere emek vermek istiyor olduğunu görürler. Mesela çay götürmek bana çok zül gelirdi! Gençlerimiz elbette çok değerli ve çok donanımlı olarak eğitim hayatlarından çıkıyorlar. “Üniversitede okudum çay mı götüreceğim” diye düşünebilirsiniz. Ama öyle bir şey değildir hayat… Ben de hayatın emek tarafındayım. Bir de naçizane söylenmemelerini öneriyorum. Ben çok söylenen birisiydim. Oturduğumuz yerden konuşuyor ve herkesi eleştiriyoruz ama ilahi adalet öyle işlemiyor. Çaba ve emek, birbirine karşı saygı ile hoşgörü insanı iyi bir yerlere taşıyor.

İnsanlarla iletişim kurarken nelere dikkat edersiniz?

O yönde kendimi biraz ilerlettiğimi düşünüyorum. İletişimlerimde hep tedirgin yaklaşırdım. Ürkektim ve çerçeveleri bozmamaya çalışırdım. Sonra yavaş yavaş dedim ki; herkes insan ve tatlı dil güler yüz gerçekten her kapıyı açıyor. Karşınızdaki kişi size o an negatif bir cevap bile verse sizin oradaki üslup ve olumlu yaklaşımınız önemlidir. Tebessümün insan hayatında çok önemli olduğunu rahmetli Enver Ören’den öğrendim.

Pandemi dönemi sizi ve mesleki açıdan yaşamınızı nasıl etkiledi?

Pandemi döneminde mesleğimi yeniden yapmanın heyecanı içerisindeyim. Ülkemizde çok sayıda isim hayatını kaybetti. Hepimiz çok üzgünüz. Biz zorluklardan iyi bir şekilde ayağa kalkan bir milletiz. Bir evrim yaşanabilir ve Türkiye tekrar çıkış noktası yakalayabilir. Sektörle ilgili olarak ise herkesin sitem ettiği liyakat konusunda ben de sitem ediyorum. Kendi adıma konuşmuyorum. Gerçekten deneyimli gazeteciler ve televizyoncular sanki biraz geri planda kaldı. Medyada sanki böyle bir silkinme dönemine ihtiyaç var gibi… O da gelecek diye düşünüyorum.

Genç ve gelecek kuşak meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz neler olur?

Ben naçizane fikrimi söyleyebilirim yoksa herkes kendi yolunu zaten kendisi çizecektir. Özellikle Türkiye’nin tarihine ve siyaset tarihine vakıf olmalıdırlar. Habercilikte branşlaşmalarını öneririm. Böylelikle edinecekleri farklılaşmalar kendini tanımak için de faydalı olur. Ben ekonomi okudum ama hayat beni spikerliğe götürdü. Aslında biz yaşarken hayat da bir yandan o resmi tamamlıyor. Kısacası teslim olmak, şikayetçi modda olmamak ve hayatın getirdiklerini de kucaklamak olarak tavsiyelerimi özetleyebilirim. Bu mesleğe dair kalplerinde bir enerji varsa bunu bırakmasınlar. Çünkü ekonomik şartlar insana kırılma noktaları çok yaşatıyor. Aileni geçindirmek zorunda oluyorsun o nedenle başka işlere kayma kırılmaları oluyor. Mümkün olduğunca kendini döndürebilecek bir şeyler ayarlayıp yine de hayallerindeki meslekte kalmaları yönünde biraz ısrarcı olmaları gerekiyor. Biraz kararlılık gerekiyor. Yeter ki hayatın seni tuttuğu imtihana doğru cevap ver…

“Sarıyer” deyince bir semt olarak aklınıza ilk neleri getiriyor?

Rumelihisarı, Baltalimanı, Yeniköy ve İstinye mahallelerinde oturdum. Sakinliğin içerisinde taşıdığı bir hayat enerjisi var. Sarıyer’i seviyorum. Bana emeği de olan bir semttir. Zorluklar yaşadığımda komşulukları, belediyenin yakınlığı, esnafın yakınlığı ve güler yüzünü unutamam. Yeniköy’deki taksi esnafını da anmak istiyorum. Cüzdanını evde unutmuş olabilirsin ama her saat ellerinden geleni yaparlar. Esnafı ve komşuluk ilişkileriyle çok güzel hatıraları var. Zaten çok da kopmadım şimdi Ortaköy’deyim… Yürüyüşlerimi de Sarıyer’e doğru yapıyorum. Sanırım çekim enerjisi var ve Sarıyer’den kopamıyor insan…

Seda Akbay: “Mutluluğa giden yol, insanın sevdiği işi yapmasından geçiyor”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 3 ay önce

    Seda Hanım şahsi fikri ve siyasi dik duruşunuzdan dolayı sizi hep takdir etmişimdir.Başarılarınızın devamını dilerim.

Giriş Yap

Sarıyer Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, kayıt olmak tamamen ücretsiz ve hızlı!