Melihat Gülses: “Şarkı söylemeden yaşayamam”

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türk Sanat Müziği’nin muhteşem sesi Melihat Gülses’i seslendirdiği çok sayıda eserin arasında, “Günaydınım Narçiçeğim” ve “Çok Aşığın Var Diyorlar” şarkılarıyla tanıdık… Muhteşem sesini kişiliğindeki mütevazılıkla da taçlandıran usta sanatçı Gülses, evinin kapılarını gazetemize açtı.

Geçmişten bugüne sanat yaşamını konuştuğumuz keyifli sohbetimizde “Şarkı söylemek benim kendimi de ifade ediş biçimimdir. Eserin iyi yorumlanması, sanatkarın, sözlerle müziği içinde hissetmesi ve yorumuyla, ona can vermesiyle olur. Sözleri iyi hissedemezseniz iyi bir şekilde de yorumlayamazsanız. Şarkıda rüzgardan bahsederken rüzgarı sesinizde hissettirmeli, aşkı, ayrılığı veya hüznü eğer duyuramıyorsanız, güzel sesiniz de olsa, sadece notayı okumuş olursunuz” dedi.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Melihat Gülses’in tam karşılığı, içten, samimi ve olduğu gibi olmasıdır… Herhalde beni ben yapan ve bu kadar sevilmemi sağlayan, sanatımın yanında kişiliğimdeki bu özellikler. Ben de, sanatımla birlikte, güzel insan olma gayretimin, birlikte yol almasına özen gösteriyorum.

Türk Sanat Müziği’ne tutkunuz nasıl başladı?

Ben müziğin içinde doğdum diyebilirim. Babam kanun çalardı, sesi çok güzeldi. Aile arası gidilen ev gezmeleri ve pikniklerde bile mutlaka meşkler yapılırdı. Canım babam, Kanuni Ahmet Tahir Köseoğlu ve babamın birlikte meşk yaptığı arkadaşları, Udi Selim Demir ve Kemani Kazım Palas ile birlikte bu meşklerle küçücük yaşlardan itibaren bu tutku başlamıştı. Aslında meslek olarak yapmayı arzu etmem, konservatuara girdikten sonra gelişen ve babamın çok tasvip etmediği bir durumdu ve o yıllar şarkı söylemeyi, bir meslek olarak kabul edilecek yıllar değildi. Babam bir üniversitede okumamızı ve bir mesleğimizin olmasını isterdi. Zaten ülkemizde çok geç kurulmuş bir Türk Müziği Konservatuarı’ndan bahsediyoruz, dolayısıyla konservatuardaki 8 senemi zor günler geçirerek bitirdim. Babamla başlayan bu yolculuğu, eğitimimi alarak devam ettirdim. O eğitimle de bir meslek edinme yoluna girmiş oldum. Belki de babamın o devirde, yapmak isteyip de yapamadığı bir şeyi yaptım ve radyo sınavlarına girerek,1981 yılında, TRT İstanbul Radyosu’nda göreve başladım ve galiba babamın da arzu ettiği doğrultuda bir sanatkar oldum.

Dinlediğimizde ruhumuzu dinlendiren bir sesiniz var. Peki, şarkı söylemek sizin için nasıl bir tutku?

Şarkı söylemek benim için kendimi ifade ediş biçimimdir. Belki çok alışılagelmiş bir cümledir ama bir daha dünyaya gelsem yine şarkı söylerdim ve şarkı söylemeden yaşayamazdım. Allah’ın bana verdiği yeteneği, çalışarak, eğitim alarak ve çok emek vererek bugünlere getirdim. Bugün 63 yaşındayım ve hala bir konservatuar talebesi gibi çalışıyorum. En büyük hedefim ise ülkemde bu müziği ve bu kültürü gelecek nesillere ulaştırabilmektir. Çünkü gelecek nesiller ve bugünün gençleri, benim için çok önemli. Bu ülkenin eğitim almış sanatkarları, eğer bu kültürü örf, adet ve geleneği gençlerimize ulaştıramazsa, daha sonra onu devam ettirecek hiç kimseyi de bulamazlar. Bir ülkeyi ayakta tutan kültürü, müziği, dili, sanatı, örf ve adetleridir.

Herkes sizin sesinize hayranlık duyarken siz kendiniz için genelde ne düşünüyorsunuz? Kendi sesinizi beğenir misiniz?

Evet, çok beğeniyorum. Allah bana böyle bir ses ve böyle bir hançere özelliği vermiş ki binlerce şükür. Sesimde tedavi edici, sakinleştirici ve huzur verici bir şey olduğu söylenir… Ben de hissetmişimdir, kendi sesimi dinlerken, kendi sıkıntılarımı giderir, iç dünyamı şifalandırırım. “Müzik ruhun gıdasıdır” boşuna denmemiş. Sahneye çıkıp, yaptığım her konserde ben de, konsere katılanlar da sıkıntılarından arınmış oluyorlar. Zaten şarkılarımı seçerken de galiba o ruh durumuma göre seçiyorum.

Pandemi dönemi sizi nasıl etkiledi?

Her şey çok değişti. Aslında birçok şeyin kıymetini daha iyi anlar olduk. Bu da bir anlamda “Her şerde bir hayır vardır” atasözünü hatırlatıyor. Bazen insanın bazı şeyleri anlaması için olması gerekiyor. Hayatın kendi içinde belli sınavları var ve bu sınavları vererek yol alıyoruz. Ne yazık ki, insanların birbirine hasret kaldığı, sarılamadığı ve yan yana dahi gelemediği yaklaşık 2 sene yaşadık. Hep korktuk ve herkes, her şeyden uzak durdu. Kendi ailesinden bile! Bu dönem bize sevdiklerimizle “bir lokma ekmeği paylaşmanın” ne kadar kıymetli olduğunu öğretti. Herkes için zordu ama sanatkarlar ve bazı meslek grupları için çok daha zordu diye düşünüyorum. Çünkü kurumlarda çalışanların aldıkları bir maaşları vardı ama dışarıda günübirlik çalışan sanatçılar baya bir zorluk yaşadılar. İntihar eden, evine ekmek götüremeyen birçok insan oldu. Bu anlamda onların acılarını içimizde hissettik ve gerçekten çok üzüldük.

Sizce günümüzde Türk Sanat Müziği’ne ilgi nasıl?

Bu ülke var oldukça tabii ki bu gelenek devam edecektir. Önce de belirtmiştim, en önemli şey bu geleneği gelecek nesillere aktarabilmek… Ama sadece sizin çabanızla olmaz tabii ki, devletimizin de doğru bir sanat politikasının olması çok önemli. Ekranlarda, Türk Müziği ile Türk kültürü ile örtüşen programların olması gerekiyor ve bu konuda çok az kişi ve kurumun çabası var. Bunu da bir türlü anlayamıyorum! Belki de yeni baştan tüm yayın politikaları gözden geçirilmelidir. Diziler bizim hayatımızı anlatmıyor. Müzik olan bazı programlar ise sanatın güzelliğini bize göstermekten uzak, hep “eller havada, eğlenelim tarzında” yapılıyor! Popüler kültür her yanımızı kuşatmış nefes aldırmıyor! Önceden fasıllar vardı, solo konserler, yurttan sesler, klasik koro konserleri vardı ve hepsi unutuldu… Dolayısıyla bu konuda biraz daha çaba sarf edilse, iyi olacak. Türk müziği bizim müziğimizdir ve nesiller boyu devam etmelidir. Eğer temiz ve güzel bir müziği gençlere sunarsanız mutlaka alıyorlar. “Çok Aşığın Var Diyorlar” şarkısını albümde okuyalı tam 17 sene oldu. “Beyaz Köpükler” albümü hala dinleniyor. En büyük takipçilerim de gençler. Melihat Gülses’i belki isim olarak hatırlamıyorlar ama sesimi duyunca, hemen hatırlıyorlar… Arkamızda güzel ve kalıcı izler bırakalım.

Meslek yaşamınızda size örnek olan isimler var mı?

Olmaz mı… Tabi ki var, büyüklerimizden feyz aldık ve onlardan çok şey öğrendik, konservatuarda ve radyo staj döneminde, Alaeddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin, Tülin Korman, Tülin Yakarçelik gibi bir çok değerli hocalarımızla çalıştık ve okulda eğitim aldık. Bunların dışında, evine giderek çalıştığım, Yesari Asım Arsoy ve Radife Erten var. Benim dönemim, Münir Nurettin Selçuk’a bile yetişti… Göçmüş hocalarımın mekanı cennet olsun inşallah.

Radyoda neler dinler, TV’de neler izlersiniz?

Evimde TRT Nağme hep açıktır. Zaman zaman boşluk bulduğumda TRT Müzik’i takip ediyorum. Türk müziği ve halk müziği benim için vazgeçilmezdir, yeter ki yapılan müzik, temiz müzik olsun. Arabeskten ve kötü kullanılan Türkçe’den hiç hoşlanmıyorum! Müziğimize ve kültürümüze olduğu kadar dilimize de sahip çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Gençler arasındaki tabirlerin farklı ve doğru Türkçe’den çok uzak olduğunu görüyorum. Bunlar beni çok üzüyor.

Ufukta yeni bir albüm hazırlığı var mı?

Ufukta hep var ama biraz ihmal ettim galiba… Çok titizlikle başladığımız bir albüm çalışması var. Onu bitirelim istiyoruz, belki de çağa ayak uydurup tek bir şarkı da çıkarabiliriz. Birçok projelerimiz var. Hepsini yapabilecek güç versin Allah. Pandemi döneminde daha çok online konserler verdik ve TRT Müzik’e 26 bölümlük bir televizyon programı hazırladık. “Gramofondan mikrofona” her çarşamba akşamı, saat 21.00’de TRT Müzik kanalında seyredebilirsiniz. Ayrıca 24 Ekim’de CRR salonunda çok renkli bir konserimiz var.

İlk günkü heyecanla en çok severek söylediğiniz şarkınız hangisidir?

Benim için “Günaydınım Narçiçeğim” eseri, beni ben yapan şarkıdır. Sözlerini Feyzi Halıcı, bestesini Cinuçen Tanrıkorur yapmıştır. İkisi de nurlar içinde yatsın. Sanki o şarkıyı benim için yapmışlar, çok severek okuyorum.

Geriye dönüp bakınca müzikle geçen yaşamınız için yorumunuz ne olur?

Düşünemeyeceğim kadar güzel şeyler yaptım. Bu kadarını başlangıçta hayal bile edemezdim. Ama daha yapacak çok şey var. Allah sağlık versin. Kafamda o kadar çok proje var ki… Daha çok işimiz var.

En çok tanındığınız şarkı ne oldu?

İlk tanınmam “Günaydınım Narçiçeğim” şarkısı ile oldu. Ama genç nesil arasında tanınmamı sağlayan şarkım “Çok Aşığın Var Diyorlar” eseri… Bu şarkı “Ihlamurlar Altında” dizisinin müziği olarak da kullanılmıştı ve şarkıyı daha çok tanıttı. Ayrıca “Tövbeler Tövbesi” dizisinde ise “Tac Olsan Başıma Takmayacağım” isimli eser de çok sevildi… Televizyon dizileriyle daha çok insana ulaşabiliyorsunuz.

Bir şarkıyı yorumlarken nelere dikkat edersiniz?

Şarkıya can veren aslında bir anlamda sözlerle müziğin örtüşmesi ve sizin yorumunuzda can bulmasıdır. Sözleri iyi hissedemezseniz iyi bir şekilde de yorumlayamazsanız. Şarkıda “ağlıyorum” derken siz bu hissiyatı dinleyen insana aktaramazsanız sadece notaları okumuş olursunuz. Ama gerçekten oradaki sözlerin önemine ve sözlerin hissiyatına bağlı kalırsanız o zaman şarkının anlamı da karşı tarafa geçer. Ben şarkı söylerken kendim etkileniyorum. Şarkıda rüzgardan bahsederken rüzgarı sesinizde hissettirmelisiniz. Aşkı, ayrılığı veya hüznü eğer hissedemiyorsanız çok güzel sesiniz de olsa hiçbir işe yaramaz! O zaman şunu söyleyebilir miyiz, yaşamın her alanında olduğu gibi sanatta da özelikle yorumlarken empati çok gerekli ve siz de bunu yapıyorsunuz… Kesinlikle zaten hayatımızın her anında onları yaşıyoruz. Yaşamasak da Allah öyle içgüdüler vermiş ki onu hissedebiliyorsunuz. Sizin de dediğiniz gibi o empati duygusunu hisseden herkes aslında hep güzele gidecektir. Onu hissedemediğimiz için bu kadar yanlışlıklar, kargaşalar oluyor…

Mesleğiniz dışında kendinizi hangi meslekte hayal ederdiniz?

Modacı veya dekoratör olurdum herhalde çünkü bu konulara çok ilgim var. Bazen elbiselerimi kendim tasarlıyorum, evimin dekorasyonunu tamamen kendim yapıyorum. Tamamen kendi ruhumuzu yansıtan bir evimiz var. Çiçeklerim, kedim benim en sevdiklerimden.

Günümüzde aşk şarkılarla sizce nasıl anlatılıyor? Değişen duygular var mı?

Her şey çok değişti! Her şey gibi aşkın da sevginin de çok çabuk tüketildiği bir devirde yaşıyoruz. Kaybetmeyelim dediğimiz değerlerin de aslında birçoğunu kaybettik! Bunun gayretini ve güzelliğini yaşayan insanlar da var tabii ki ve onlara dört elle sarılmak gerekiyor. Aşk eskiden ömürlükmüş, günümüzde ise bakıyoruz ki ömürlük olmayan sadece aşk değil, hiçbir şeyin ömrü yok. Her şey çabuk tüketiliyor. Popüler hayatın içinde kaldık. Bugün var yarın yok dünyası ne aşk, ne meşk hiçbir şey yok! O değerlerin hepsini yitirdik… Televizyonların üzerine dantel örtülen, eşyaya değer verilen yıllardan şimdi insanlara eşya kadar değer verilmeyen bir zamana dönüştük… Değişir inşallah diye düşünüyorum ama bir yerde bir açık verdik ki bu gençlik değerlerini bu kadar kaybetti… Toplum ve aileler olarak toparlanmak gerekiyor. Her şey ailede başlıyor.

Günlük yaşamınızda neler yaparsınız genellikle?

Sabah kalkar kalmaz kapımda beni bekleyen kediler var. İlk işim çayın altını açıp, önce o kedilere hemen mamalarını vermek ve kahvaltımı hazırlamak inanın gün içinde ev hanımları ne yapıyorsa, gününü nasıl geçiriyorsa, ben de öyle yaşıyorum. Konser günleri bile, belli düzenimi kurmadan, konser hazırlığına giremiyorum. Herhalde kendimi öyle deşarj ediyorum.

Peki, mutfakta iyi misiniz?

Mutfakta iyiyimdir ama vakit olduğu müddetçe… Yemek yapmayı çok severim, şükürler olsun ki misafirlerimiz çoktur ve soframızı ve lokmamızı paylaşırız. Çay vazgeçilmezimizdir…

Peki, en sevdiğiniz yemek nedir?

En sevdiğim yemek kuru fasulye pilavdır. Yazın, Tekirdağ Saray’daki evimizde, taş fırında güveçte pişirdiğimiz kuru fasulye, pilav ve turşuyla, komşularımızla birlikte olur ve finalde semaverde demlenen çayla, unutulmaz anılar bırakırız geleceğe. Benim hayatım bunlarla güzeldir. Sahnede solist Melihat Gülses, evinde Melek abla…

Sarıyer deyince aklınıza neler gelir?

Sarıyer deyince aklıma aylarca dolaşıp, yaşamak için ev aradığım, çok güzel bir semt gelir. İstanbul deyince, ilk akla gelen semtlerden biri. Bozulmamış bir İstanbul ve deniz kenarı var. Oturmayı isterdim ama olmadı. Bu güzelliği tadan tüm Sarıyerlilere selam olsun, inşallah bir konserde sizlerle birlikte oluruz ve şarkılar söyleriz.

Melihat Gülses: “Şarkı söylemeden yaşayamam”

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Sarıyer Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, kayıt olmak tamamen ücretsiz ve hızlı!